Bakış

Belçikalı ressam Magritte’nin bir tablosunun üstünde Fransızca “ceci n’est pas une pomme (Bu bir elma değildir),” diye yazar. Haklıdır da. Çünkü tablodaki bir elma değil, elmanın Magritte’nin bakışıyla resmedilmiş halidir. Bir başka deyişle, “hem elmadır, hem değildir”. Resme anlam katan şey bakıştır. Bakış farklılaşınca, anlam da farklılaşacaktır. Ressamın, eserini yaratırken yüklediği “anlam” ile izleyicinin bakışıyla ortaya çıkan “anlam” örtüşebileceği gibi tamamen ayrışabilir de. Hatta Picasso’nun “Guernica” tablosunda olduğu gibi, ressamın esere yüklediği anlam, izleyici tarafından aşılarak, anlamı genişletilerek, zenginleştirilerek, büyütülerek, tahmin edilemeyecek boyutlara ulaşabilir.

Bir eserin yorumu yaratıcısının, muhatabının (izleyicisinin veye okurunun) ya da çağının bakış açısına göre farklılık gösterebilir. “Alımlama Estetiği,” muhatabı, yani okuru (Gadamer örneğinde olduğu gibi) veya bakış sahibini merkeze koyarak esere her bir bakış için özgün bir yorumlama olanağı sunar.

Bir Kardelen Fotoğrafına Yüklenen Anlam
Kardelen, bir anakronizm örneğidir. Ne kışa aittir, ne de ilkbahara, tam olarak “Araf” dediğimiz yerdedir. Karlar arasından birdenbire çıkıverir. Tüm güçlüklere rağmen yaşama tutunma çabasını çağrıştırır. Çölü andıran bembeyaz bir tuval üzerine serpiştirilerek resmedilen umut vahaları gibidir.

Anakronizm, en güzel ifadesini Ahmet Hamdi Tanpınar’ın “Ne içindeyim zamanın, ne büsbütün dışında” dizelerinde bulur. Ölüm için hep çok erkendir, yaşamak içinse hep çok geç kalınır. Tıpkı kardelenler gibi. Kışa inat başlayan anakronik yaşam buluş, umudun habercisidir. Ama ömürleri, müjdeledikleri yaz sıcaklarına kadar sürmez. Ya da tam tersi olur; geç kalınır hayata. Yaşam, Yedi Uyurlar gibi şaşkın bir bakışa dönüşerek anlamını arar.  Ya da “Eski radyolar gibi” çatıya saklanır. Bazen de vaktinden sonra geldiğinden, gözlerden çisil çisil akan yağmurlara dönüşür, akar, yok olur…

Kardelen

Yalın bir bakışla sadece iki kardelen vardır bu fotoğraf kadrajında. Aynı zorlukları, birlikte göğüslemeye çalışan bir çift yürek gibi. Zamansız dünyaya atılışın yükünü taşımakta zorlanan birer gövde, vuslatla geldiği hissedilen huzur, ama aynı zamanda güneşin batışına çaresiz boyun eğiş, yaklaşan sonu bekleyiş.

Bu kadar romantik olmayan yorumlar da mümkün. Kışın soğuğunu umursamayan biri için, bir daha kar topu oynayamayacak olmanın üzüntüsü olabileceği gibi, soğuk havalardan bıkan biri için kurtuluşun ayak sesleri de olabilir. Hayat da öyle değil midir zaten? Birilerinin hüznü, başkalarının sevinci olabiliyor pekala.

Geriye söylenebilecek tek bir cümle kalıyor: “Bu bir kardelen değildir (ceci n’est pas une perce-neige) .”

Reklamlar


Kategoriler:Denemeler, Edebiyat/Kültür/Sanat, Her Şey

Etiketler:, , , , , , ,

%d blogcu bunu beğendi: