Körlük-Okuma Notları

Körlük

Tanıtım Bülteninden…

Adı bilinmeyen bir ülkenin adı bilinmeyen bir kentinde, arabasının direksiyonunda trafik ışığının yeşile dönmesini bekleyen bir adam ansızın kör olur. Ancak karanlıklara değil, bembeyaz bir boşluğa gömülür. Arkasından, körlük salgını bütün kente, hatta bütün ülkeye yayılır. Ne yönetim kalır ülkede, ne de düzen; bütün körler karantinaya alınır. Hayal bile edilemeyecek bir kaos, pislik, açlık ve zorbalık hüküm sürmektedir artık. Yaşam durmuştur, insanların tek çabası, ne pahasına olursa olsun hayatta kalmaktır.

Körlük, ürkütücü bir roman, beklenmedik bir felaketi yaşayan bir toplumun nasıl çöktüğünün, nasıl bencilleştiğinin ve değer yargılarını yitirdiğinin hikâyesi. Konusunun ürkütücülüğüne rağmen olağanüstü bir şiirsellikle anlatılmış bu unutulmaz roman, Saramago’nun belki de en etkileyici yapıtı.

Roman, 2008 yılında sinemaya da uyarlandı (“Blindness”, Yönetmen: Fernando Meirellles), ancak sinema filminin romanın havasından ve tadından oldukça uzakta olduğunu söylemek gerek.

Hiç Kimsenin Görmediği Bir Dünyada Tek Gören Olmak

Herkesin ölümlü olduğu bir dünyada tek ölümsüz olarak kalmak; insanın tüm sevdikleri tek tek hayatından çıkıp giderken, giderek yalnızlaşmak gibi. Romanın ilginç ve ironik noktalarından biri de kör olanlar arasında bir göz doktorunun olması ve körleşme olgusunun onun ve muayenehanesinin etrafında şekillenmesidir. Bu durum diğer görmeyenler için aynı zamanda bir teselli kaynağıdır.

“Bir doktor tek başına birçok insana bedeldir.”

Körleşme ansızın gerçekleşmektedir. Doktorun karısı henüz kör olmamıştır ama bu endişeyi çok yoğun yaşamaktadır. Tıpkı ölümün kaçınılmazlığının farkında olup bunun bilincinde olan trajik insan gibi.

Benim de sıram gelecek, diye düşündü, ne zaman, belki hemen, kendi kendime söylediğim bu sözleri bitirmeye zaman bulamadan, herhangi bir anda belki de onlar gibi kör olarak uyanacağım, uyumak için gözlerimi kapattığımda, bunu yalnızca uyumak için yaptığını düşüneceğim ama kör olarak uyanacağım.”

Hastalığın yayılmasını önlemeye çalışan otoriteler, körleşenleri toptan öldürerek, sorunu kökünden halletmek taraftarıdır.

“Yılan ölürse zehir de ölür.”

Tek gören olarak kalan kişi doktorun eşinin hem sorumluluğu çok büyüktür hem de yazgısındaki tek gören olmanın acısını derinden yaşamaktadır.

“Bakıp da beni göremeyen kişileri bakıp görmeye benim de hakkım yok.”

” Kimi insanlar gözlerin gördüğü için senden nefret edecekler.”

“Neler görmek zorunda kaldığımı bir bilebilseydin, gözlerinin görmemesini isterdin.”

“O da onlar gibi kör olsaydı, insanın, özellikle insanlıktan çıkmış insanın, başına gelen her şeye alışabileceğini anlayabilecekti.”

“Gören bir insan gibi davranabilirim, ama söylediklerim bir körün sözleri olmalı, diye düşündü.”

“Her geçen gün daha az görmeye başlayacağım, gözlerim görse bile her gün biraz daha çok kör olacağım, çünkü beni gören kimse kalmayacak.”

Körlük

“Haklısınız, gözlerimiz görmemeye başlamazdan önce bizler zaten kör olmuştuk, korku bizi kör etmişti, aynı korku yüzünden körlüğümüz sürüp gidecek.”

“Siz modern körlerden mi, yoksa modası geçmiş eski (salgın öncesi) körlerden misiniz?”

“Sonradan kör olduğumuzu düşünmüyorum, biz zaten kördük.
– Gören körler mi?
Gördüğü halde görmeyen körler.”

“Ölüm geldiğinde herkes aynı körlüğe bürünmüş olacaktı.”

“Annemle babam belki de bu ölülerin arasında, dedi koyu renk gözlüklü genç kız, ve ben onları göremeden yanlarından geçip gidiyorum. Ölülerin yanından onları görmeden geçip gitmek insanlığın çok eski bir alışkanlığıdır, dedi doktorun karısı.”

“Birbirinize yeniden kavuştuğunuzda, gözleriniz gibi gönlünüzün de körleşmiş olduğunu göreceksiniz.”

Bir Yol Bulma Çabası

“Yapacağımız her hareketten önce ciddi olarak düşünmeye başlasak, vereceği sonuçları önceden kestirmeye çalışsak, önce kesin sonuçları, sonra olası sonuçları, sonra rastlantısal sonuçları, daha sonra da ortaya çıkması düşünülebilecek sonuçları düşünmeye kalksak, aklımıza bir şey geldiğinde, bulunduğumuz noktaya çakılır, hangi yöne olursa olsun bir adım bile atamazdık.”

“İnsanın kendisinden istenen yere ulaşabilmesi için, önce nerede olduğunu bilmesi gerekir.”

“Soru sormadıkları sürece, duymaktan korktukları olumsuz yanıtı duymayacaklardır.”

“Körlerden birine, özgürsün, diyorlar, onu dış dünyadan ayıran kapı açılmış, haydi git, özgürsün diyorlar yeniden, yerinden kıpırdayamıyor, sokağın ortasında hareketsiz duruyor, onun gibi ötekiler de korku içinde…”

“Düşlerinde taş olduklarını görüyorlardı ve taşların uykusu da ne kadar ağır bilirsiniz, tarlalarda şöyle bir gezecek olsanız bunun farkına varırsınız, taşlar orada toprağa yarı gömülmüş olarak uyurlar, uyanmak için neyi beklediklerini bilemezsiniz.”

Gözyaşlarıyla Konuşma

“Hepimizin zayıf anları olur ve ağlama yeteneğimizin olması bizim için şanstır, gözyaşları bizi çoğu kez huzura kavuşturur, ağlayamadığımız bazı durumlarda ölecek gibi oluruz.”

“Hepimiz susalım, öyle anlar vardır ki sözcükler bir işe yaramaz, şu anda ağlayabilmeyi, her şeyi gözyaşlarımla söylemeyi, anlaşılmak için sözcüklere başvurmak zorunda kalmamayı ben de çok istiyorum.”

“Dünya tüm anlamını yitirmişse gözyaşlarının ne anlamı kalırdı ki!”

Geleceğe Dair Umutlar

“Sonradan pişman olacağın hiçbir şeyi söyleme.
– Bugün içtenlikle davranıyorsam, yarın pişmanlık duyma olasılığı bulunmasının hiçbir önemi yok.”

“Bir gelecek olup olmadığını bilmiyorum ama içinde bulunduğumuz şimdiki zamanda nasıl yaşayabileceğimizi düşünmemiz gerekiyor.”

“Öyle umutlar vardır ki çılgınlıktan başka bir şey değil.
– Ben de sana şunu söyleyeyim öyleyse, o tür umutlarım olmasaydı yaşamaktan çoktan vazgeçerdim.”

“Bizim kendi ölçeğimizde gerçekleştirebileceğimiz tek mucize, yaşamayı sürdürmektir,şu kırılgan yaşamımızı kırılganlığıyla korumaktır ve buna her doğan gün yeniden başlamaktır.”

Reklamlar


Kategoriler:Edebiyat/Kültür/Sanat, Her Şey

Etiketler:, , , , , ,

%d blogcu bunu beğendi: