Bruegel ve Hakikat Yolcusunun Yalnızlığı

icarus

Pieter Breugel, İkarus’un Düşüşü, 1558.

Bu yazıda, Pieter Bruegel’in “İkarus’un Düşüşü” adlı tablosunu hakikat yolculuğu bağlamında incelemeye çalışacağım. Önce kısaca hikayeyi hatırlayalım:

İkarus’un babası Daidalos (Deadalus) usta bir mimardır. Girit Adası’nda yaşamaktadırlar. Adanın kralı Minos, tahta çıkarken, Poseidon’dan bir anlaşma karşılığında yardım alır. Ancak tahta çıktıktan sonra anlaşmaya uymaz. Minos’a kızan Poseidon intikam almak için Minos’un karısı Pasiphae’nin bir boğaya âşık olmasını sağlar. Bu aşktan, Minotaur adlı yarı insan yarı boğa bir çocuk dünyaya gelir. Minos, mimar Daidalos’u çağırarak, bu yaratığı saklayacak bir labirent inşa etmesini ister. O da labirenti inşa ederek görevini yerine getirir.

Kral Minos, hâkimiyeti altındaki sitelerden her yıl belli dönemlerde 7 kadın 7 erkek kurban alır ve bu kurbanları labirentin içinde yaşayan Minotaur’a yem olarak verir. Bir süre sonra, artık kurban vermek istemeyen Atinalılar adına savaşçı Theseus, Girit’e tek başına gelir ve labirentin içindeki Minotaur’u Daidalos’un da yardımı ile öldürür. Kral Minos’un kızı Ariadne, Theseus’a âşık olur. Labirenti inşa eden Daidalos’tan yardım alarak, Theseus’la birlikte Girit adasından kaçarlar.

Bu ihaneti öğrenen Girit Kralı Minos, Daidalos’u ve oğlu İkarus’u bir kuleye kapatır.

İkarus’un babası Daidalos, bu kuleden kaçmak için kendisi ve oğlu için birer çift kanat tasarlar. Kuşların, pencerelerinin önüne bıraktığı tüylerden yaptığı kanatları balmumuyla sırtlarına bağlarlar ve uçarak hapsedildikleri kuleden kaçarlar. Daidalos, oğlu İkarus’u, çok yükselerek güneşe fazla yakın uçmaması için uyarır. Uçmanın tadını alan İkarus, babasının öğüdünü dinlemeyerek yükseklere çıkar, balmumu erir, kanatlar çözülür. İkarus, sonunda Samos adasının güneyinde yer alan, bugün “İkarus Denizi” olarak adlandırılan bölgeye düşerek hayatını kaybeder.

Hikayenin yorumlarında, İkarus genellikle baba lafı dinlemeyen ve bunun cezasını hayatıyla ödeyen haşarı çocuk olarak betimlenir. “İkarus’un Düşüşü” teması, çok sayıda ressamın tablosuna konu olmuştur. Genelde düşüş anı resmedilir, bazen de düştükten hemen sonraki an.  Bruegel de eserinde düştükten sonraki anı resmetmiştir. Ancak Bruegel’in tablosu, benzerlerinden oldukça farklıdır. Aslında Bruegel, bir bakıma dönemin günlük yaşantısını resmetmiştir. İkarus, bu tablonun sağ alt köşesinde yer alan küçük bir ayrıntıdır sadece.

Güneş, Antik Yunan’da hakikatin sembolü olarak kabul görmüştür. Bu bakış açısıyla ele alırsak, İkarus’un güneşe yaklaşma çabasına başka bir anlam yüklemek mümkün. O, bir hakikat arayıcısı olarak değerlendirilebilir. Babasının tek bir gayesi vardır: Güvenli bir yolculuk sonrası yine güvenli bir yere ulaşmak. Oysa, İkarus kendine farklı bir hedef koymuştur: Güneşe yolculuk, sonuda ölmek pahasına olsa bile…

İkarus ile babası arasındaki tezat, Platon’un Phaidon diyaloğundaki, gökyüzünde güneşe (hakikate) yolculuk yapan at arabasındaki siyah at ile beyaz at arasındaki çekişmeye -kısmen de olsa- benzetilebilir. Beyaz at, hakikate doğru ilerlemek isterken, siyah at tam ters yöne gitmeye çalışmaktadır. Hakikate yaklaşma derecesi, beyaz atın, siyah ata göre ne kadar güçlü olduğuyla ilişkilidir. At arabası, atların çekişmesi sonucu yeryüzüne düşer. At arabasıyla temsil edilen ruh, hakikate tam olarak ulaşamasa da, onu görebildiği, ona yaklaşabildiği, ölçüde yüce olacaktır. İkarus’un düşüşü de böyle bir düşüştür. Hakikati görmüş, ulaşmak için çaba göstermiş ama sonuçta tam olarak elde edememiştir.

Bruegel, tam da böyle bir hakikat yolcusunu resmetmiş gibidir. Hakikat yolcusu, yolda çabalamış ama düşmüştür. Resme tekrar dönecek olursak, en çarpıcı noktalardan biri de, İkarus’un düştüğü noktaya yakın olarak resmedilen çiftçi, çoban ve balıkçının umarsızlığıdır. Çiftçi önündeki toprağa, çoban gökyüzüne, balıkçı ise denize bakmaktadır. Ne İkarus’un düşüşünü görürler ne de düştükten sonra dalgalar arasındaki mücadelesini. Herkes kendi halinde, kendi gündelik gailesi ile meşguldur. Kimse İkarus’u görmez. Belki de görseler bile görmezden gelmeyi tercih ederler.  Çünkü İkarus, onların olağan hayatının dışında bir mecradadır. Adeta hayat dışıdır.

 

İkarus.png

İkarus boğulurken, gündelik işlerle uğraşanlar onu görmezler.

 

Bruegel’in bu tablosu birçok şiire de ilham olmuştur. Örneğin W. C. Williams, “İkarus boğulurken, suya düştüğünde çıkan sesi bile kimse duymadı” derken, Anne Sexton, “Kimin derdine, İkarus suya düşmüş diye?” şeklinde sitemle bahseder.

Heimsoeth, hakikat arayışını şöyle açıklar: “Öyle bir tarz ki, insan kendisini hayat uğraşlarının dışına çıkarıyor, toplumun ve devletin bağlarından, meslek ve aile gibi hayatın zengin bir çaba alanını oluşturan etkin ilişkilerden koparıyor. Böyle bir hayat tarzında insan, ancak kendisine kalıyor (sanki tek başına ve soyutlanmış olarak yaşıyor).

Güneşin hakikat olarak ele alınmasını yine Platon’un mağara metaforunda görürüz. Mağarada yanan ateşin duvara yansıttığı gölgeleri gerçek sanan topluluktan birinin, bir gün mağaranın dışına çıkması ve güneşle karşılaşması sonrası hissettikleri, yaşadığı zihinsel değişim anlatılır. Mağara dışında hakikatle yüzleşen biri, geçmişte gerçek olarak algıladığı gölgelerin, hatta ateşin önündeki, gölgeyi oluşturan objelerin bile ne kadar hakikatten uzak olduğunun farkına varmıştır. Mağaraya geri döndüğünde, farkına vardığı bu yeni durumu, orada bulunanlara  anlatmak ister, ancak kimse oralı olmaz. Hatta, bir süre sonra kendi gerçekliklerini hiçe sayan bu arkadaşlarını öldürürler.

Resimdeki bir başka detay ise güneşin gökyüzündeki konumudur: İkarus ölürken, güneş batmak üzeredir!

 

 

Reklamlar


Kategoriler:Denemeler, Din/Felsefe/Mitoloji, Edebiyat/Kültür/Sanat, Her Şey

Etiketler:, , , , , ,

%d blogcu bunu beğendi: