Benazir

Hayatta bazı ilginç karşılaşmalar vardır. Öyle ilginçtir ki, şaşırıp kalırsınız. Üst üste bir dizi olay sizi o karşılaşmaya götürür ve halkalardan biri eksik olduğunda gerçekleşmeyecek olan o karşılaşmalara çok büyük anlamlar yüklersiniz. Bu durumda “rastlantı” demek olan “tesadüf” yerine “yüce bir iradenin denk getirmesi” anlamında “tevafuk” sözcüğünü tercih ederiz.

Bir insanı daha iyi tanımak için şu üç şeyden en az birini yapmak gerekirmiş: Komşuluk etmek, alış-verişte bulunmak ya da birlikte yolculuk etmek. Günümüzde komşuluk ilişkileri zayıfladığı, alış-verişler sanal ortama kaydığı ve yolculuk süreleri kısaldığı için tanışma/tanıma şansı azalmış gözükse de yine de mümkün.

Kısa bir süre önce, Yaşar Seyman ile İstanbul-Ankara uçuşu gibi nispeten çok kısa bir zaman diliminde birlikte yolculuk yaparken tanışma şansı buldum. İlk diyalogumuz, her ikimizin de rahat kitap okumak için koridor koltuğu arayışımız ile başlamıştı. Sonunda kısmet (!), bizi yan yana oturtmuştu. Elimizdeki kitapları okurken başlayan sohbet, tüm uçuş boyunca sürdü. Kitaplar başka zaman diliminde okunabilirdi ama keyifli bir sohbeti her zaman bulmak mümkün değildi.

Benazir

Birikmiş işler nedeniyle bir süredir okuyamadığım Benazir isimli kitabını bitirdiğim gün, yine tevafuk olsa gerek, Benazir Bhutto’nun doğum gününe denk geldi. Benazir Bhutto, Yaşar Seyman’a babası tarafından -annesinden sonra- örnek gösterilen ikinci kadın olma özelliğini taşıyor.  En dikkat çeken yanı müslüman coğrafyasının ilk kadın başbakanı olma ünvanını taşıması. Hayatı boyunca Benazir’i izlemesine rağmen onunla hayatlarının kesiştiği “tek an” Benazir’in ikinci başbakanlık döneminde Türkiye’ye yaptığı ziyaret dönüşü (Aralık 1993) uçakta Benazir’e uzatılan Turkish Daily News gazetesinde Benazir hakkında kaleme aldığı yazısıdır.

Kitap bir çeşit biyografik roman. Bazen dışarıdan, bazen bir kitap sayfasından, bazen bir başka ağızdan ya da Benazir’in kendi ağzından anlatılsa da büyük bir bölümünde Seyman tarafından Benazir’e hitaben yazılmış bir mektup gibi. Kendi öz yaşamıyla Benazir’inkini (hatta babasıyla babasını, annesiyle annesini), Pakistan ile Türkiye’yi kıyaslayarak ilerler. Bunu yaparken Bir yandan Benazir’in mücadelesini takdir ederken bir yandan da gözünde büyüttüğü Benazir’in bazı noktalarda beklentilerini karşılayamamasından dolayı sitem eder. Yarım kalanlar, eksiklikler sürekli sorgulanır.

Diğer yandan Benazir’in mücadelesi nehirlerin akışıyla özdeşleştirilir. Siyasetin içine doğması, yaşam mücadelesi yanında siyasi mücadelesi ve karşılaştığı zorluklar nehir temasıyla işlenir. Benazir’in hayatında karşılaştığı bir çok nehir vardır ama Benazir ülkesinin nehri Indus gibidir. Okyanus’a ulaşmış ülkesinin nehrini diğer dünya nehirleriyle buluşturmuştur. Benazir’e hitaben şöyle yazar: “Kimileri yaşama cılız çaylar, dereler olarak doğar, kimileri de senin gibi deli suları ‘bendini’ aşan nehir olarak doğar. Nehirlerin de mücadeleleri insanlar gibidir Benazir, bilir misin? Bilmeden ve neden olduğunu anlamadan doğarlar. Doğumları ‘dışarı fırlatılmaktır’ Sartre‘ın dediği gibi. Kendi haline bırakırsan onları, denize ulaşamazlar. Haramiler yollarını keser, suyunu çalar ve bir ağacın dibinde son nefesini verip ölürler. Doğmak sadece ilk adımdır. Yatağını bulmak, genişletmek, akarken başka sularla buluşmak, su sesiyle şehir efsaneleri yaratmak kolay mı? Yatağını bulmak, gücüne güç katmak için başka sulara kucağını açmak…

Kendi gözünde Benazir’i, “Çocuklar anne babalarının örnek gösterdiği insanları kıskanır. Çoğu kez tepki duyar. Kimbilir bu tepkiyi sevgisizliğe kadar vardırır. Ben, seni sevdim. Demokrasi ve kadın hakları beklentilerime yanıt vermesen de Pakistan kadınının, genç kızlarının rol modeli olmanı sevdim.“, şeklinde özetliyor. Benazir yirmi altı yaşında iki üniversite (Harvard ve Oxford) bitirip ülkesine döndüğünde karşılaştığı manzara içler acısıdır. Babası iktidardan düşürülür, tutuklanır, annesine, kardeşlerine ve kendisine onlarca eziyet yapılır ve babası idam edilir. Düş kırıklıkları bir yana sözün bittiği andır. Babasından kendisine kalan yüzük, Benazir’in öldüğü gün parmağında olan yüzüktür.

Benazir’in annesi Nusret Begüm’e de kitapta önemli bir yer ayrılmış. Hem başbakan eşi, hem başbakan annesi olan bir kadın. Aynı zamanda eşinin idamına ve çocuklarının ölümüne şahit olan talihsiz bir kadın. Ölümü dünya ajanslarına şu cümleyle düşer: “Eceliyle ölen tek Bhutto, Nusret Begüm oldu.

“Hazan mevsimine hazan demek,
Gül bahçesine isyan etmek değildir !”
Pervin Şakir (Pakistanlı Şair)

Seyman, Benazir ile ilgili tuttuğu not defterinin ilk sayfasına yazdığı, İbn Haldun’un “Coğrafya kaderdir” sözüne atıfta bulunur. Türkiye ve Pakistan gibi benzer coğrafyaların ortak kaderinden bahseder. Dünyada başlayan generaller döneminden her iki ülkenin de nasiplendiğinden. Ziya-Ül Hak’ın, Benazir için “Ben centilmen bir erkeğim, kadına söz mü söylenir?” diyerek onu küçümseme çabasından, Kenan Evren’in örgütlenen kadınlar için söylediği “Boş verin kadınlar konuşsun ! Onlar hep konuşur, bir şey yapamazlar” sözüne uzanır. Tansu Çiller ile karşılaştırırken, ortak noktalarının kadın duyarlığından uzak olmalarını gösterirken aralarındaki en önemli fark olarak, “Benazir’in bir kadın olarak iktidar yolunda çektiklerinin onda birini Tansu Çiller çekmedi…” şeklinde bir tespitte bulunur.

Benazir’in bir kadın olarak yaşadığı zorluklara vurgu yapar: “Hamileliklerin gizlilik içinde geçti. Hastanede tanımasınlar diye yüzünü eşarpla örttüler. Zamanından önce çocuklarını sezaryenle aldılar. Annelik takvimin bile ülkenin seçim takvimine bağlandı. En önemlisi ne sen ne çocukların hiçbir zaman güven içinde olmadılar.

Benazir’i genç kuşaklara tanıtmak için bir de kendisi yazmak istemiştir. Benazir’i yazarken Benazir’in katlanmak zorunda kaldığı acı olaylar gözünün önüne geldikçe “Sen bu dertleri yaşayarak dayandın; oysa ben, seni yazmaya dayanamıyorum.” diyecektir. Uzun yıllar siyasi yolculuğunu izlediği Benazir Bhutto öldürüldüğü gün Pakistan’ı zihninde ve yüreğinde dondurur. İki kez Başbakan olan Benazir, iki kez sürgüne gönderilmiştir. İlk sürgün dönüşü yeniden başbakan olurken, ikincisinde öldürülür. Tam olarak 27 Aralık 2007 günü, babasının öldüğü yaşta, yani 54 yaşında.

Dönemin hükümeti, “kurşun yarası yoktu” diye bir açıklama yapar.

Bugün suikaste kurban giden, Pakistan’ın ve müslüman coğrafyasının ilk kadın başbakanının doğum günü.

Bana kitabını imzalayarak gönderme nezaketi gösteren, akıcı bir üslupla yazdığı kitapta, Benazir’i kadın duyarlılığıyla yansıtan Yaşar Seyman‘a saygıyla….

 

Not: Şu anda üçüncü baskısı yapılan kitabın İngilizce çevirisinin yapıldığını ve yakında Pakistan’da da piyasada olacağı bilgisini paylaşmak isterim.

Reklamlar


Kategoriler:Edebiyat/Kültür/Sanat, Her Şey

Etiketler:, , , , , , , ,

%d blogcu bunu beğendi: