Sinema ve Rüya

RÜYA
John Lennon‘un ‘Imagine’ şarkısında “hayal et”  derken bazı örnekler verir. Bir tanesi de “tüm insanların barış içinde yaşadığı” bir dünyadır. Hemen ardından, ‘düş gördüğümü söyleyebilirsin ama -böyle düşünen- bir tek ben değilim” diye de ekler.

Imagine all the people
Living life in peace…
You may say I’m a dreamer
But I’m not the only one

Şarkı sözlerindeki rüya referansında iki önemli vurgu vardır: Olması imkansız bir şey ve kişiye özel olması. Çok güzel bir tatil mekanına gittiğinizi varsayın. Size ‘tatiliniz nasıldı?’ diye bir soru yöneltildiğinde farklı tanımlar yapabilirsiniz; çok güzeldi, büyüleyiciydi, masal gibiydi, inanılmazdı veya rüya gibi !

Rüyalar kişiye özeldir ve tamamı hiç kimseyle paylaşılmaz.  Rüyalar, aslında bizim özgürlük alanımız. Her türlü fanteziye açık ve yaratıcılığımızı en üst düzeyde kullandığımız anlardır (Montanegro 2013). Postmodern çağ, her şeyi parçalarına ayırdığı için bütüne ulaşmak güçleşmiştir. Belki de bir tek yolu kalmıştır: Rüyalar. Le Guin, bu çağda kazanmak için “hayatı rüyaymış gibi yaşamak gerekir” demektedir (Le Guin 2015).

Gandalf ile Sauron arasındaki mücadele (Yüzüklerin Efendisi)

Rüyayı normal bir dille anlatamayız. Farklı bir dil kullanmak gerekir.  Bunlardan biri de sinemadır. Yüzüklerin Efendisi serisindeki Gandalf karakteri ne kadar bilge ve yüce biri olursa olsun, gerçek hayatta Sauron’a yenilmeye mahkumdur. Gerçek hayatta hep kötüler kazanır çünkü. Ancak, rüyada tam tersi gerçekleşir. Gandalf, Frodo gibi bir Hobbit ve Gollum gibi tuhaf bir yaratığın yardımıyla Sauron’u alt eder. Bu yüzden rüyalar kıymetlidir. Dali, Ernst ya da Magriette gibi sürrealist ressamların yapmaya çalıştığı da bu farklı dil arayılından başka bir şey değildir.

Bir Christopher Nolan filmi olan Inception (Başlangıç) filminde bir sahnede, insanların sürekli rüya görmek için geldikleri bir yer vardır. Buradaki diyalog hayli ilginçtir:
“- Her gün uyumak için mi burdalar?” sorusuna, ortamı hazırlayan kişi;
“- Hayır, uyanmak için geliyorlar.”  diye cevap verir.

Antik çağda rüyalar üç şekilde yorumlanırmış: Tanrı kelamı, şeytan kelamı veya gelecekten haber verme. Makrobius ve Artemidoros’a göre de rüyalar iki çeşittir. İlki, bugünün veya geçmişin etkisinde olan rüyalar. İkincisi geleceği belirleyen rüyalar. Bunlarda kendi aralarında üçe ayrılmaktadır. Oraculum (dolaysız kehanet), visio (gelecekteki bir olayı öngörme) ve somnium (yorum gerektiren sembolik rüya) (Freud 2016).

Yönetmenliğini Michel Gondry‘nin yaptığı 2006 yapımı “La Science des Rêves (The Science of Sleep, Rüya Bilmecesi)” filminin girişinde yapılan rüya tarifine baktığımızda rüyanın gizemini hala koruduğunu ve rüyaya bakışımızın bazı ufak tefek değişiklikler dışında antik çağdan bu yana belirgin bir değişiklik göstermediğini anlıyoruz.

SİNEMA VE RÜYA İLİŞKİSİ
Sinema, rüyayayı konu olarak ele alabilir (Rüya Bilmecesi 2006), ya da dil olarak rüyayı seçebilir (Tarkovski) (Botz-Bornstein 2011). Ya da Inception örneğinde olduğu gibi rüyayı kendi tasarlamayı deneyebilir. Matrix filmi gerçeğin tamamen rüyadan ibaret olduğu gibi farklı bir bakış açısı sunar. Ingmar Bergman ise daha geniş bir perspektiften bakar.

“Film, belge olduğu zamanın dışında bir düştür.” – Ingmar Bergman

YENİDEN RÜYA
İnsanoğlunun yaşamını sürdürebilmesi için uyuması gerekir. Bilinenin aksine tüm gece boyunca rüya görebiliriz. Gecenin başında görülen rüyalar ile sonuna doğru görülen rüyalar arasından içerik farkı vardır. Başlangıçta NonREM rüyalar görülür, sabaha doğru ise REM rüyaları artar. NonREM rüyalarda genelde iki tema vardır. Ya o gün ilk kez yaşanan bir motor deneyim (ilk kez Bungee Jumping yapmak gibi), ya da günlük endişeler, kaygılar, geçmişte yaşanan travmalar veya gelecekle ilgili endişeler NonREM rüyaların içeriğini oluşturur. Genelde bilişsel düzeydedir ve gerçekle bağlantısı kopmamıştır. REM rüyaları ise aşağıda belirteceğim gibi oldukça farklıdır.  Rüyaların içerik açısından en fazla ilgi çeken kısmı da burasıdır.

Rüya çalışmalarındaki veriler genelde deneklerin uyandırılarak gördükleri rüyayı anlatmaları veya kişisel olarak tutulan rüya kayıtlarına dayanıyor. Teorik olarak sağlıklı her insan rüya görür. Eğer insan rüyayı hatırlamıyorsa ya rüya (özellikle REM rüyası) görmüyordur ya da rüyasında hiç uyanmıyordur. Çünkü rüyayı hatırlamak için uyanmak gerekir.

Rüyaların içeriklerine baktığımız zaman genellikle görsel rüyaların ağırlıkta olduğunu görüyoruz. Zaten biz de bu yüzden rüya gördük diyoruz, işittik demiyoruz. Bir başka özellik de rüyada ben öznesinin çok aktif olmasıdır. Rüya dediğimiz şey aslında uyuduktan sonra etkinleşen beynin farkına varmaktır. Her halükarda beyin aktifleşir. Sadece bizler farkına vardığımız kadarını rüya olarak hatırlarız. Owen Flanagan, bu yüzden rüya görmeyi, bir yan etki olarak kabul eder. Günümüzdeki kabul gören en popüler teoriye göre biz uyurken beynimiz aktifleşir. Bu aktifleşme sonucu bilgiler yeniden düzlenir. Bazı gereksiz anılardan kurtulma, anıların güncellenmesi ve yeniden bellek dizgesine yerleştirilmesi bu sırada gerçekleşir.

NEDEN GÖRDÜĞÜMÜZ RÜYALARIN TAMAMINI HATIRLAMAYIZ?
REM rüyasının ilginç bir özelliği, memelilere özgü olmasıdır. Uyumak, yaşamak için şart. Sadece memelilerde olması REM uykusunun farklı bir özelliği olduğunu düşündürmektedir.  Farelerde yapılan bir deneyde, fareler uyutulmadığı zaman önce cilt bütünlüklerinin bozulmaya başladığı gözlenmiş. Bir süre sonra kafeslerin sıcak bölgelerine kümelendikleri dikkat çekmiş. Bunu hızlı kilo kaybı dönemi takip etmiş. Hızlı kilo kaybı, ısı kaybını engellemek için aşırı enerji üretimine bağlanmış. Bir süre sonra da ısı kontrolü tamamen devre dışı kalmış ve fareler ölmüş (Hobson 2002). REM uykusunda ısı kontrol merkezinin bir çeşit soğutulmaya bırakıldığı, ertesi güne hazırlık yaptığı düşünülmektedir. Peki bunun hatırlamayla ilgisi ne? REM uykusu sırasında beyinde aminerjik sistem devre dışı kalıyor, bu da ısı kontrolünün ve belleğin ortadan kalkması anlamına geliyor.

RÜYANIN GERÇEK YAŞAMLA İLİŞKİSİ
Rüyada gerçek yaşamdan koparız. Ancak, rüyalar malzemelerini gerçek yaşamdan alır. Tıpkı sinema gibi. Malzemeler gerçek yaşamdan olmasına rağmen her şey yeniden kurgulanır.  İlginç bir şekilde kullanılan malzemeler uzak geçmişe aittir, hatta çoğunlukla çocukluğumuza ait unutulmaya yüz tutmuş anılardan oluşur. Yakın dönem olaylar ise rüyalarda pek yer bulmaz. Uyanıkken en canlı, en duygusal, en renkli olaylar hafızamızı meşgul ederken, uykuda tam tersi olur. En renksiz, en silik anılar yeniden canlanır.

Uyku derinleştikçe algılarımız azalır ama tamamen ortadan kalkmaz. Rüya görürken dışarıda gerçekleşen ses, ışık, dokunma gibi uyaranlar beyin tarafından dönüştürülerek senaryonun bir parçası haline gelir.

Bazen rüya gördüğümüzün farkına varırız. Rüya olduğunu bildiğimiz halde olayları izlemekle yetiniriz. Rüyanın içeriğine müdahalemiz çok sınırlıdır. Bu şekilde farkında olduğumuz rüyalara “bilinçli rüya (lucid dream)” adı verilir. Bazen de gerçek yaşamı rüya ile, rüyayı da gerçek yaşamla karıştırırız.  Bu gibi durumlarda gerçeğe referans yapan bir şey olmalı ki rüyada olmadığımızın farkına varalım.  Tıpkı Inception filminde kullanılan totem gibi.

totem

Gerçek-rüya ayırımı yapabilmek için kullanılan totem.

RÜYA SİNEMA İLİŞKİSİ
REM uykusunda görülen rüyaların diğerlerinden farklı olduğunu belirtmiştik. En önemli farkı uyanıklık dünyasının gerçekliği ile taban tabana zıt olması. Sürekli hareket vardır. Zaman gerçek zamandan farklı çalışır. Mekanlar arası bütünlük yoktur. Bir mekandan bir mekana çok hızlı geçişler yapılır. Bu geçişlerin mantıksal bir tutarlılığı yoktur. Yerçekimi gibi kurallar bulunmaz. Sinemada da benzer şekilde zaman farklı çalışır. mekanlar yeniden kurgulanır. Günümüz teknolojisiyle sınırsız yaratıcılık olanağı bulunmaktadır.

INCEPTION” FİLMİ VE SİNEMA
Film labirent görüntüsüyle başlar. Labirent gizemi çağrıştırmaktadır. Mitolojide Girit kralı Minos’un yaptırdığı labirente gönderme olmakla birlikte filmde bu konuda pek ayrıntı yoktur. Sadece bilinçli rüya için tasarım yapacak mimarın adı Minos’un kızı ile aynıdır: Ariadne. Filmde gerçek yaşamda varlığı mümkün olmayan Penrose merdiveni labirent yerine kulanılmış gibi gözükmektedir. Bu da gerçek yaşamda mümkün olmayan bazı şeylerin rüyada tasarlanabileceğini göstermektedir. Ayrıca filmde dikkat çeken diğer konular, bilinçaltına erişim, rüya paylaşımı, üç katmanlı rüya ve bilinçli rüyadır.

Penrose

Penrose Merdiveni

Film aslında bir bakıma sinemanın, daha geniş anlamda düşünülürse medyanın insanların bilinçaltına nasıl etki ettiğini, nasıl aynı rüyayı paylaşmayı sağladığını, bunun için Cesur Yeni Dünya’daki gibi Soma benzeri ilaç kullanıldığını, insanların nasıl uyutulduğunu anlatmaya çalışıyor gibidir. En tehlikeli şeyin “fikir” olduğuna vurgu yapılır ve bunun için rüya içinde rüya tasarlanarak üç katmanlı rüyanın en derin kısmına inerek bilinçaltına fikir enjekte edilmeye çalışılır. Üç katman benzetmesi ile sanki Tarkovski’nin Solaris filminde televizyon ekranından, uzay aracından ve Solaris gezegeninden farklı mekanlar kullanılarak seyirciye farklı mekanlar sunmasına rağmen tutarlı bir kurgu aktarımına vurgu yapmaktadır. Bana kalırsa katmanlar derinleştikçe gerçeklik duygusu ortadan kaldırılmaya çalışılmaktadır.

Günümüzde sinema ve medyanın temel rolü insanlar için gerçeği aratmayacak sanal bir dünya tasarlamak ve bunu enjekte etmekten ibaretmiş gibi gözüküyor. Etrafımızda inanılmaz bir bilgi kirliliği ve aşırı bilgilenme var. Bu kaosta neyin doğru neyin yanlış olduğunu anlama şansımız çoğu zaman olmuyor. Dolayısıyla toplum sadece kendisine sunulduğu kadarını gerçek olarak algılıyor. Gerçeğin ne olduğu konusunda hiçbir fikrimiz yok. Belki çok küçük bir azınlık rüyanın farkında (bilinçli rüyada), ama çoğunluk rüyada olduğunun farkında bile değil. Rüya gördüğümüzün farkına varmanın tek yolu var, o da uyanmak !

Bu yazı, 11 Nisan 2017’de Atatürk Üniversitesi 60. yıl etkinlikleri kapsamında yapılan ‘Sinemada Nörobilim ve Yansımaları’ Sempozyumu’nda yaptığım ‘Rüya Sineması: Bilinçli Rüyanın İzinde’ konulu sunum içeriğinden hazırlanmıştır.

Basın Yansımaları:
Hürriyet
Pusula Gazetesi
Haberler.com
Erzurum Ajans
Milli Gazete
SonDakika.com
Bengi Türk Haber
MyNet.com

Reklamlar


Kategoriler:Akademi(k), Din/Felsefe/Mitoloji, Edebiyat/Kültür/Sanat, Her Şey

Etiketler:, , , , , , , , , , , , , , , , , , , , ,

1 reply

  1. Süper olmuş, kalemine sağlık Metin cim (herhalde yeni dolma kaleminle yazdın:))).
    H.F

    Liked by 2 people

%d blogcu bunu beğendi: