Oya Baydar’ın Gözüyle Vicdan…


Oya Baydar, Türk Toraks Derneği’nin her yıl düzenli olarak yaptığı Kış Okulu programının konuklarından. Vicdanın ne olduğunu anlatıyor; aslında ‘vicdan nedir?‘ sorusuna kendince bulmaya çalıştığı yanıtı paylaşıyor. Önce ‘vicdan ne değildir?‘ sorusunu soruyor. ‘Vicdan merhamet değil, acımak da değil‘ diye söze başlıyor. Ve ardından -özetle- şöyle devam ediyor:

“Merhamet, acıma vicdanın parçası ama kendisi değil. Empati yapmak, vicdan için bir ön koşul ama tek başına o da vicdan değil. Vicdan için iç yargılamanın yapılması gerekli. Bana göre, insanın kendisine yapılmasını istemediği bir şeyi, başkalarına yapıldığını gördüğünde içinizde bir şey duyarsınız, bir şey hissedersiniz, vicdan odur. Bu, acıdan farklı bir şey, adeta içinize bir şey saplanır. Toplumun dayattığı ahlak kurallarından farklı, her şeyden bağımsız, kendi iç, en derin ahlakınızdır. İç muhasebe olmadan, kendi kendini yargılamadan olabilen bir şey değildir.

Vicdan pasif ve aktif olarak ikiye ayrılabilir. Pasif vicdan dört yaşındaki Suriyeli çocuğun yolda dilendiğini gördüğünüzde hissettiğiniz şeydir. Aktif vicdan ise başkasının başına geleni engelleyebilmektir. Vicdan çifte standartlara karşı olan şeydir. Kimsenin inancına karışamam. Benim ne hakkım var başkasının inancına karışmaya? Başkasına inanç empoze etmeye? Karışana da sen dur yapma, karışma demek de işte vicdanın aktif şekli oluyor.

Vicdanın genetik bir kökeni olduğunu da düşünmeye başladım. Örneğin gaddar bir dedenin birkaç kuşak sonraki torunu, tepkisel olarak aşırı vicdanlı olabiliyor. Vicdan, toplumsallaşmayla, çevreyle birlikte gelişmeye ya da gerilemeye başlıyor. Toplumsal IQ çok düşük olunca -vicdanın ön koşulu olan- empati gelişemiyor ve vicdana giden yol açılamıyor.

Vicdanın düşmanlarına gelince; zulüm, vicdanı törpüleyebiliyor. O yüzden bizde bir laf vardır: ‘En zalim halklar zulüm görmüş (mazlum) olanlardan çıkar‘ diye. Ölüm ve kan da zulüm gibi vicdanı törpüler. İktidar ve siyaset de vicdanı törpüler. İster dini, ister ideolojik olsun, süzgeçten geçmemiş, kendi kendine sorgulamadan, iman haline gelmiş düşünceler de vicdanı törpüler.

Vicdan ama’ları kabul etmez !

Bir şeyde ama’lıysak; “Savaş kötüdür ama…”,  “Bir halkı ezmek kötüdür ama…”, “Bir insanı öldürmek kötüdür ama…”, yani ama’lı cümle kuruyorsak vicdanda bir eksi oluyordur. Bazen ama’lı cümle kurmayayım dediğimde siyaseten yanlış  yapıyorum ama (gülümseme); eğer ama’lı davransam kendimi yeterince affetmeyeceğimi, vicdanımla çelişeceğimi, birine haksızlık yapacağımı düşünüyorum.”

Vicdanı törpüleyen şeyleri (zulüm, ölümler, savaş koşulları, kan, iktidar, imana dönüşmüş inanç) yeniden özetledikten sonra toplumsal vicdan konusuna değiniyor:

“Ben, bizim toplumumuzun vicdansızlaştığını düşünüyorum. Vicdan aşınmasına uğradığını düşünüyorum.”

Reklamlar


Kategoriler:Denemeler, Gezgin, Her Şey

Etiketler:, , ,

1 reply

  1. Kolektif bilinç kavramı atalarımızın genetik kodlar aracılığı ile bize bıraktığı ortak bir mirastır. Bu mirasa göre atalarımızın davranış ve tutumları, hatta ve hatta düşünme şekli ve biçimleri kodlar aracılığı ile bizlere yansır. Vicdanın da kalıtımsal olarak, kültürler gibi nesilden nesile aktarıldığı bilimsel bir veridir. Bkz. Kişilik Kuramları, Jung

    Mutlak bir vicdanın sosyalizme eşdeğer olduğu görüşündeyim. Nasıl ki sosyalizm bugünün şartlarında bir ütopya ise mutlak bir vicdanın da ama’lar ile gerçek ve safdışı kalacağı da bir o kadar nettir.

    Beğen

%d blogcu bunu beğendi: