Felsefenin Tesellisi

Bir kitabı beğenmenin farklı nedenleri olabilir; ben en çok beni hayrete düşürenleri yani sarsanları, içinde kendime ait bir şeyler bulabildiklerimi, bitirince beni başka kitapları okumaya sevkedenleri ve bir de dili yalın olanları daha çok beğeniyorum. Felsefe’nin Tesellisi kitabı beni çok hayrete düşürmedi ama diğer özelliklerin tamamını taşıdığını rahatlıkla söyleyebilirim. Alain de Botton son dönem popülaritesi artan felsefenin ya da popüler felsefenin önemli yazarlarından biri.

Tanıtım bülteninde belirtildiği gibi, Alain de Botton, Felsefe’nin Tesellisi’nde günlük yaşamın bize en çok acı veren sorunları için felsefeye başvurabileceğimizi kanıtlıyor. Altı bölümden oluşan kitabın her bölümünde ayrı bir filozofun yaşamından ve yazdıklarından yola çıkarak ayrı bir sorunu ele alıyor: Toplum tarafında kabul görmemenin tesellisini Sokrates‘te, yeterince paraya sahip olmamanın tesellisini Epikuros‘ta, düş kırıklığı yaşamanın tesellisini Seneca‘da, kendini yetersiz hissetmenin tesellisini Montaigne‘de, kırık bir kalbin tesellisini ise Schopenhauer‘da buluyor. Başkalarının yaşantısını kıskanarak acı çekenlere ise Nietzsche‘yi öneriyor.

İlk bölümde, Atina halkının oy çokluğuyla ölüme mahkum ettiği Sokrates’in hayatı üzerinden toplum tarafından kabul görmemenin tesellisi anlatılıyor. Söyledikleriyle “bir at sineği gibi davranarak” uyuyan bir ata benzettiği Atinalıları uyandırmaya çalışan Sokrates susturulmaya çalışılır. Oysa Sokrates, “Soluk aldığım ve aklım başımda olduğu sürece felsefeyle uğraşmaktan, size öğütler vermekten asla vazgeçmeyeceğim…” diyerek doğru bildiği yolda, toplumdan gelen eleştirileri göz ardı ederek söylemlerine (yoluna) devam eder.  Haklı olduğumuza inanmak için ille de başkalarının onayına gereksinim duymamamız gerektiği mesajını verir. Elbette bazen hata yapabiliriz ama bu çoğunluğun görüşleriyle ters düştüğümüz gerçeğinden yola çıkarak kanıtlanamaz. Bu hikayenin güzel yönü, Sokrates’in ölümünden hemen sonra insanların düşüncelerinin değişmeye başlamış olması. “Aslında, masum bir düşünüre yönelen bu haksız nefrette, bize adil davranmayayı beceremeyen ya da bunu istemeyen insanlar yüzünden yaşadığımız acıların yankılarını duyuyoruz.”

sokratesin-olumu

Sokrates’in Ölümü

İkinci bölümde, Epiküros’un görüşleri üzerinden mutlu olmak için neler gerektiği anlatılıyor. Varlıklı olmak insanı mutsuz etmezdi ama Epiküros’un savının özü şuydu: “Paramız olduğu halde, dostlarımız, özgürlüğümüz yoksa ve yaşadığımız hayat üzerine inceden inceye kafa yormuyorsak asla gerçek anlamda mutlu olamayız.” Dostluğa özel bir vurgu yapar, birlikte yiyip içebileceğimiz, bizi toplumsal yaşamın sahte ölçütlerine göre değerlendirmeyecek olan dostlar önemlidir.

Üçüncü bölümde, Seneca üzerinden düş kırıklığı yaşamanın tesellisi anlatılıyor ki, ne düş kırıklıkları… Politikaya atılacağı sırada bir komploya kurban gider ve Korsika adasına sürgüne yollanır, Roma’ya geri çağrıldığında hiç istememesine rağmen daha sonra kendi ölüm fermanını imzalayacak olan Neron’a öğretmenlik yapar. Seneca Roma paralarının arkasında bulunan kader ve servet anlamına gelen tanrıça Fortuna üzerinden anlatır hayata nasıl bakılması gerektiğini. “Fortuna önce hediyelere boğar sonra dümeni birdenbire ters yöne çevirir.” Düş kırıklığı yaşamamak için de beklentilerimizi en aza indirmeyi ve yaşamın kusurlu yanlarına karşı hazırlıklı olmayı önerir.

Seneca'nın Ölümü.png

Seneca’nın Ölümü

Dördüncü bölümde, kendini yetersiz hissetmenin tesellisinde Montaigne’nin Denemeler’ini esas alır. Benliğimizin temelini oluşturan şeylerle barışık olmayı, insanca olan hiçbir şeyin insan olduğu için kendisine yabancı olmadığını belirttikten sonra, örneğin eğer bir kitabın dilini anlamakta güçlük çekiyorsak, öncelikli olarak kusuru kendimizde aramak yerine yazarın kendini açıkça ifade edemeyen yeteneksiz biri olduğunu düşünme konusunda bizi yüreklendirir. Montaigne’ye göre, “Başka hiçbir konu hakkında kitaplar hakında yazıldığı kadar kitap yazılmamıştır.” Burada kendisinin de yaptığı ve özgüven eksikliği olarak yorumladığı kendi fikirlerini ifade etmek yerine, ünlü bir yazarın veya düşünürün alıntılarına başvurmayı da eleştirmektedir.

Beşinci bölümde, Schopenhauer’un “yaşam iradesi (Wille zum Leben)” kavramını esas alır. İnsanın davranışlarınını aşk konusunda bilinç dışı olduğunu ve yaşam iradesi tarafından yönetildiğini düşünür. Bütün aşk maceralarının nihai amacının bir sonraki kuşağın oluşturulması olduğunu, yaşam iradesinin insanları kusurları açısından kendini dengeleyecek insanlara yönlendirdiğini (örneğin kısa boylu birinin uzun boylu birine aşık olması gibi), eğer biri bir aşk ilişkisinde reddediliyorsa bunun o kişiyle ilgili olmadığını ve tamamen türün çıkarlarının bir sonucu olduğunu, yani çocuk yapmak için uygun aday olmadığını, savlar. Schopenhauer’un deyişiyle “Gelecek kuşak, şimdiki kuşak pahasına yaratılır.

Altıncı bölümde, zorlukları yaşamanın tesellisinde bu kez sahneye Nietzche çıkar. Nietzche’ye göre “ürkek bir ceylan gibi ormanda saklanarak” yaşamak bir sapkınlıktı, “yaşamdan tatmin olmanın yolu, acıdan sakınmak değil, acıyı doğal bir şey, iyi olana erişmek için çabalarken karşımıza mutlaka çıkacak bir basamak olarak görmekti.” Montaigne’nin dediği gibi “Eğer bir acıdan kaçamıyorsak, o acıyı çekmeyi öğrenmeliyiz.” Burada Nietzche, acının kendisini değil, acıyla başa çıkma yönteminin insanı güçlü kıldığı görüşündedir. Son tahlilde şöyle der: “Keşke verimli tarlalar olabilsek, o zaman derinliklerimizde hiçbir şey kullanılmadan kaybolup gitmezdi; o zaman her olaya, her nesneye, her insana kucak açar, bunları toprağımızın gübresi bilirdik.

 

Alain de Botton, Felsefenin Tesellisi, Sel Yayınları

Reklamlar


Kategoriler:Din/Felsefe/Mitoloji, Her Şey

Etiketler:, , , , , , , , , , ,

%d blogcu bunu beğendi: