Kalkışma’dan İbretlik İzlenimler

Tarihe not düşülmesi gereken önemli bir gün:  15 Temmuz 2016.

Gece yarısından kısa bir süre önce, sosyal medyaya birdenbire düşen şoke edici haberler. Başlangıçta ‘hayır, bu gerçek olamaz‘ türünden yaklaşımlar. Daha seksen darbesinin izleri tam anlamıyla silinmemişken, demokrasimiz henüz olgunluğuna erişememişken, hem de 2016 yılında? Mısır’daki darbeyi ve batının -darbeye darbe diyemeyecek kadar- yanlı tutumunu izlediğimiz günlerden kalan, ‘yok canım, bizde artık darbe olmaz‘ türünden teselliler !

Gelen ilk açıklamalar (özellikle Başbakan’ın ağzından) malum paralel yapının askeriye içindeki uzantılarının bir kalkışması olduğu yönündeydi. Böyle bir kalkışmaya, dış destek olmadan girişilemezdi sanırım. Yabancı uyruklu arkadaşlarımdan/meslektaşlarımdan gelen mesajlar, aynı  zamanda dış basında atılan manşetler böyle bir beklentinin olduğu izlenimini veriyordu. Piyasa deyimiyle ‘darbe önceden satın alınmış‘ gibiydi. Diğer yandan içimizdeki darbe beklentisi içinde olan -darbe sevici- farklı gruplar gözlerini dört açmış bir şekilde, kulakları dış basında, salyalarını gizlemeden heyecanlı bir şeklide bekleyiş içine girmişlerdi.

Bu tür girişimlerin başarıya ulaşması büyük oranda oluşan psikolojik havaya bağlı. Boğaz köprülerinin, hava alanlarının kontrol altına alınması, TSK web sayfasından yayımlanan bildiri, Ankara semalarında uçan uçaklar, TRT stüdyolarının ele geçirilmesi bir anda havayı negatife çeviriyordu. Ertesi sabahtan itibaren sokağa çıkma yasağı olacağını duymak bile yeterince irite ediciydi*. Darbe heveslileri -eş zamanlı olarak- bu gelişmeleri, -darbe beklentisi içindeki- yabancı basın kuruluşlarının manşetlerinden alıntılayarak paylaşmaya başlaması, darbe geliyor dedirtiyordu. Her dumanlı havada olduğu gibi, bilgi kirliliği de başlamıştı. Birileri hevesle Dalaman’da Cumhurbaşkanının gözaltına alındığı, başka bir ülkeye iltica ettiği hatta öldürüldüğü haberleri el altından servis edilmeye başlanmıştı bile.

Genelkurmay Başkanının rehin alındığı haberi, havayı daha da ağırlaştırıyordu. Özel kanalların açık olması TRT’den yayınlanan bildirinin oluşturduğu ağır havayı biraz olsun rahatlatırken, darbeciler Türksat’ı ele geçirip bu yayınları kesmeye, darbe karşıtları ise Türksat üzerinden TRT’deki yayını kesme çabasına girişmişti.

Kısa bir süre sonra TRT yayınlarının uydudan kesilmesi ilk umut ışığı oldu. Ama en önemli denge bozucu unsur  Cumhurbaşkanının CNN Türk’de Hande Fırat ile telefon üzerinden görüntülü olarak canlı yayına bağlanıp yaşadığını göstermesi ve halkın sokağa dökülmesini istemesi oldu. Uzun süredir sessiz olan Abdullah Gül’ün ve Ahmet Davutoğlu’nun çıkışları bu dengenin pozitife çevrilmesinde çok önemli adımlardı. Özellikle Abdullah Gül’ün ses tonu, vücut dili, bu gelişmenin arka planında Paralel yapının olduğu vurgusunu içeriyordu. Birinci ordu komutanı Dündar ve Özel Kuvvetler Komutanı Aksakallı’nın canlı yayına çıkışları rahatlatıcı havayı daha da güçlendirdi.

IMG_1949.JPG

Psikolojik dengenin kalkışmacıların aleyhine bozulmaya başlaması, halkın sokaklara çıkışı, TRT’nin, havaalanlarının, diğer kamu binalarının tek tek kurtarılması geri dönüşün kuvvetli işaretleriydi. Bu arada gidişatı izleyip ona göre pozisyon almaya hazırlanan kesimler, yavaş yavaş, zorunlu olarak açıklama yapmaya başlıyorlardı. İçeride ve dışarıda söylemler değişmeye, seçilmiş hükümete destek mesajları gelmeye başlıyordu. Üzerinden 24 saat geçmeden durum büyük ölçüde kontrol altına alınmış ve bu alçakça girişim püskürtülmüştü.

İbretlik Sahneler

Önce darbe oluyor diye sevinen, darbe gerçekleşmeyince, olayı hükümetin kurgusu halinde pazarlamaya çalışanlar

Darbe olmasını mevcut iktidardan kurtuluş için yegane yol görüp içten içe pohpohlayanların, gelişmeler sonucunda U dönüşü yaparak söylem değiştirmeleri

Darbe girişimini, halkın cesaretini, darbenin halk tarafından önlenişini, ödenen bedelleri görmezden gelip, evinden dışarı çıkmayan,  durumu dış basındaki manşetlerle (New York Times, BBC, Bild, The Economist gibi) yorumlamaya çalışan ve  konuyu ‘iktidarın güçlenerek çıkacağı’ boyutunda görme eğiliminde olanlar

Askere (cuntacı çapulculara) yönelik birtakım vatandaşların linç girişimi gibi tali konuları ön plana çıkartıp (bunlar da önemli elbette ama konu bu değil), süreci anlamamakta direnenler ve çarpıtma yoluna gidenler

Paralel yapının -geçmişteki Haşhaşiler gibi (mutlaka okunmalı, Vladimir Bartol, Fedailerin Kalesi Alamut)- ne denli gözü dönmüş hareket edebildiğini hala göremeyen ve tüm gelişmeleri iktidarın bir senaryosu olarak okuma eğiliminde olanlar

Geçmişte paralel yapının içinde yer alıp, onlar sayesinde bir yere gelen menfaatperestlerin, gelişmelerden -kendileri adlarına- endişe ederek, paralel yapıyla irtibatları olmadığını göstermek çabasıyla sosyal medyada garip paylaşımlar yapmaya başlamaları

Gezi’de sahne alıp destan yazdığını iddia edenlerin, halkın yazdığı destanı görmezden gelmesi, tepeden bakmaya çalışması, Cumhurbaşkanı’nı halkı sokağa tankların önüne sürüyor diye eleştirmeleri

Paralel yapıya mensup olmayan -ki askeriyede böyle bir grup olduğunu umuyoruz- askerlerin seslerini çıkarmayarak, bu kalkışmaya zımnen destek vermeleri ve halkın tepkisine destek olmamaları

Paralel yapı ile mücadelede geçmişte kılını kıpırdatmayan hatta birçok birimde onların önünü açanların,  bu kalkışmayı en şiddetli tonda kınama girişimleri

Banka ATM’lerine, marketlere ve benzincilere koşup stok yapmaya çalışanlar

Birleşmiş Milletler’de hazırlanan darbeyi kınama metninin yayımlanmasının Mısır temsilcileri tarafından engellenmesi

 

  • Bildiri okunurken ertesi sabah 06.00’dan itibaren sokağa çıkma yasağı olacağını duymak garip geldi. Çünkü daha çok zaman vardı. İlerleyen zamanda bildirinin 03.00’te okunmak üzere hazırlanmış olduğu anlaşılıyordu.
bildiri

Darbeciler tarafından hazırlanan Sıkıyönetim Direktifi

 

 

 

 

Reklamlar


Kategoriler:Akademi(k), Denemeler, Gezgin, Her Şey

Etiketler:, , , , ,

%d blogcu bunu beğendi: