“H-indeks” Ne Kadar Kutsanmalı?

h_indeks

H-indeks önemli bir indeks ama tek başına bir anlam ifade etmiyor ve en önemli akademik kriter değil elbette. Aşağıda belirtilen diğer parametrelerle birlikte ele alınması, daha sağlıklı bir değerlendirme için bir zorunluluk. Akademik bir değerlendirmede aşağıdaki sıralama izlenebilir:

1. Yayın sayısı: Bir bilim insanının portfolyosu denebilir. En önemli kriter. Ancak, seri üretimle elde edilen, insanların çok fazla dikkate almadığı, zamanla uçup giden yayınların da bir anlamı da olmasa gerek. “Atıf sayısı ve h-indeks bu açıdan önemli“. İkisi de yayınların niteliğini ortaya koymaktadırlar. Bir araştırmacı düşünün, 100 yayını var, sıfır atıfı. Dolayısıyla tek başına yayın sayısı bir anlam ifade etmiyor.

2. Atıf sayısı: Bir yayının atıf alması demek, yapılan bilimsel çalışma bir anlam ifade ediyor demektir. Birileri çalışmayı görmüş, kaale almış demektir, güncel ya da işe yarıyor anlamına da gelebilir. Ancak bu da yeterli olmayabilir. İki araştırmacı düşünelim ikisinin de 100 atıfı var. Birinin 10 makalesi olsun diğerinin 100. Bu durumda yayın sayıları farklı olsa da atıf anlamında her ikisi de eşit gözüküyor. Hangisinin çalışmaları daha kıymetli? O yüzden değerlendirmede üçüncü bir kriter gerekiyor.

3. Yayın başına düşen atıf sayısı: Atıf sayısında verilen örnekte 1. araştırmacının oranı yayın başına 10 iken, diğerinin yayın başına 1 oluyor. Buna bakarak 1. araştırmacı daha özgün şeyler yapmış olduğunu düşünebiliriz. Ancak bu da yeterli bir ölçüt değil. Diyelim ki her iki araştırmacının da sadece 1 yayını 100 atıf almış, diğer yayınlarının hiç atıfları yok. Yani her ikisinin de sadece bir yayını nitelikli. İşte tam bu noktada h indeks devreye giriyor. “Atıfları tetikleyen kaç değerli yayın var?”

4. H-indeks: H-indeks ilk üç kriterin daha sağlıklı yorumlanması için geliştirilmiş bir indekstir, tek başına kullanılmaması gerekir. Tanıdığım bir araştırmacı var. Lancet’te sadece 3 yayını var ve toplamda 400 atıf almış (yayın başına yüzden fazla). Bu araştırmacının h-indeksi 3. Şimdi sadece bu indekse bakarak “h-indeksi de üçmüş” gibi bir yaklaşım sağlıklı olmaz. Tam tersi de geçerli. Örneğin yaklaşık olarak 300 yayını ve 300 atıfı olan birini de tanıyorum. Onun da h-indeksi 3. Yani 3’ün üzerinde atıf alan sadece üç yayını var. Demek ki diğer 297 yayını pek bir şey ifade etmiyor. İkisini aynı kefeye koymak elbette sağlıklı olmayacaktır.

5. Normalizasyon: Bu da yakın zamanda üzerinde çok fazla durulan bir kavram. Örneğin genetik alanındaki yayınlar çok atıf alıyor olsun, meslek hastalıkları alanı ise da çok az atıf alıyor olsun. Aynı şekilde yayın sayıları da global ölçekte çok farklı olabilir. O yüzden farklı disiplinlerdekileri birbiriyle karşılaştırırken (üniversiteler bu hatayı sık yapıyor, elma-armut karşılaştırması mantığı), kendi disiplinleri içerisinde değerlendirmek gerekiyor. Her alan için atıfların ve yayın başına düşen atıfların normalizasyonu yapılarak değerlendirliyor. Alanları değerlendirirken Thomson Reuters’un” In-Cite” yazılımı bu hesaplamayı yapıyor. H-indeks için de benzer bir yaklaşım kullanılabilir.

6. Altmetric: Değişen teknoloji ile birlikte standartlar da hızla değişiyor. Yapılan çalışmaların gazetelerde, sosyal medyada ve özellikle profesyonel platformlarda (Mendeley gibi) ne kadar bahsedildiği, bloglarda yer verilip verilmediği gibi birçok faktör göz önüne alınarak değerlendiriliyor ve yayının eş zamanlı çıkan yayınlar arasındaki yeri, kendi alanındaki değeri ile ilgili etki değerleri hesaplanıyor. Yakın bir gelecekte en önemli ölçüt olacak gibi gözüküyor.

Detaylı bilgi için (https://metinakgun.wordpress.com/2015/09/22/bilimsel-yayinlarda-atif-sistemi-sil-bastan-degisiyor-mu-altmetric/)

Özetle, h-indeks önemli ancak tek başına yeterli bir ölçüt değildir diyebiliriz.

Reklamlar


Kategoriler:Akademi(k), Her Şey

Etiketler:, , , , , , , ,

%d blogcu bunu beğendi: