Ercan Kesal ile “Bir Zamanlar Anadolu’da” Kıvamında Sohbet

Ercan_Kesal

Salih Topçu’nun objektifinden Ercan Kesal

Ercan Kesal doktor, senaryo yazarı ve sinema oyuncusu. Karşımıza “Bir Zamanlar Anadolu’da”(2011) filminde köy muhtarı, “Küf”(2012) filminde yol işçisi Basri, “Yozgat Blues”(2013) da ise şarkıcı Yavuz olarak çıktı. Oynadığı farklı karakterlerle zihnimizde iz bırakırken, yazdığı hikayelerle en insani duygulara dokunan, okuyucularını farklı yolculuklara çıkaran bir yazar olarak belleğimizde yer etti. Benim için ilk kez birebir karşılaşma anı olmasına rağmen sanki çok uzun zamandır tanıdığım bir dostla yeniden buluşma gibiydi.

Sohbet, Anadolu’nun hemen her köşesinde karşılaşabileceğimiz, okula gitmediği ya da  okuma yazma bilmediği halde ‘bilge’ olan insanlar, yani ‘kitapsız bilenler’ kavramı ile başlıyor. Yine de sonrasında Avanos Halk Kütüphane’sindeki kitapların hayatını nasıl değiştirdiğini eklemeden edemiyor ve “Kitaplar benim cennetim” diye ekliyor. Bu girişi ‘bilgi’ ile ‘bilge’ kavramının aynı olmadığını vurgulamak için yapıyor. Bu ayırımdan yola çıkarak sinemada kendini ‘bilgili’ (mektepli) olmasa bile ‘bilge’ (alaylı) konumuna daha yakın olarak değerlendiriyor. “Bilge olmak için kendimizi birşey zannetmekten vazgeçmek gerekir” diyerek bağlıyor konuyu.

Nevşehir Avanos’ta doğan, İzmir’de Tıp eğitimi alan ve 1980’li yıllarda Anadolu’nun birbirinden farklı köylerinde hekimlik yapan Ercan Kesal, Psikoloji ve Antropoloji ile de akademik düzeyde ilgili. Ancak bilgi sahibi olmanın tek başına bilgelik olmadığının gayet farkında; duruşuyla, seçtiği kelimelerle, anlattığı öz yaşam öyküsüyle… Sohbet koyu, iç içe geçmiş hikayeler, tesadüf eseri yaşanılan ilginç karşılaşmalar ve hayattan örüntülerle devam ediyor.

Çiftçi bir ailenin, dört erkek çocuğunun en küçüğü olarak, kitapların hayatında oynadığı rolün öneminden bahsediyor. Babasından kitap istediğinde, -kendi ifadesiyle- babasının kitapçıdan “Hele ordan çocuk için bir kitap ver!” diyerek tamamen rastgele almış olduğunu tahmin ettiği bir kitap olan İvo Andriç’in ‘Drina Köprüsü’ romanını okuduğu anda bıraktığı izlerden ve yıllar sonra o kitabın yeniden nasıl karşısına çıktığından bahsediyor: 2012 yılında, Sırbistan’ın batısında yer alan Zlatibor dağındaki Mokra Gora adlı doğa parkında Kusturica tarafından kurulan ve ahşap evlerden oluşan Drvengrad’da (Tahta Kent) düzenlenen “Kustendorf” festivalinde, Nuri Bilge Ceylan’ın “Anadolu’da Bir Zamanlar” filmi de vardır. Belgrad’a Nuri Bilge Ceylan ile birlikte giderler, Drvengrad’a ise oradan helikopterle. Bir haftalık serüvenin ardından kara yolu ile döneceklerdir. Yola çıkmadan önce Emir Kusturica, Nuri Bilge Ceylan’la kendisine birer kitap hediye eder. Ercan Kesal kitabın ne olduğunu merak ettiğinden hemen ambalajını açar. Hediye edilen kitap, yıllar önce babasının aldığı kitabın İngilizce baskısıdır, “The Bridge on the Drina”.

Aynı tesadüfi döngüyü “Bir Zamanlar Anadolu’da” filminin çekimleri için gittiği ve yıllar önce görev yaptığı köyde de yaşamıştır. Bu dönüşü çok yüklü duygularla aktarıyor. Filmin senaryosu hekimlik yıllarında yaşadığı bir olaydan yola çıkılarak yazılmış. Sinemadaki başarısını “Hayatta kendine biçilen rolü en en dürüst oynayan insan, sinemada daha iyi iş çıkarır.” diyerek açıklıyor. Evvel Zaman adlı kitabında  “Bir Zamanlar Anadolu’da” filminin hikayesini anlatan Ercan Kesal, Yavuz Erten’in ‘Karanlık Odadaki Suretler‘ kitabından bir alıntıya yer veriyor: Özetle, suda yıkanırken çıkan fırtınada akıntıya kapılarak sürüklenen bir adamın yıllarca süren serüveni sonucu yeniden aynı nehre -ama bu sefer kral olarak- gelişini, yine aynı şekilde yıkanırken fırtınaya yakalanışını ve sürüklenişini anlatıyor. Ancak bu sefer sudan çıkarken gençleştiğini, eski haline -gençliğine- dönmeye başladığını görür. Zaman yine eski zamandır, elbiseleri kıyıda ve ıslaktır. Bu hikayeden yola çıkarak sinemacı olarak döndüğü köyde elbiselerinin hala ıslak durduğunu hissettiğini söylüyor. Döngü tamamlanmış, yine başa dönmüştür.

Hangi doktora muayene olurdunuz?” sorusuna “Sait Faik ya da Sebahattin Ali okumayan doktora olmazdım, ya da türkü dinlemeyen doktora…” diye cevap veriyor. Söylemek istediğinin ne olduğu gayet açık… “Bellek vicdandır.” diye bir çıkış yapıyor, dolayısıyla onun gözünde unutmak ile vicdansızlık eş anlama bürünüyor. “Belki okyanusta bir damlayım ama DAMLA’yım” diye kişinin kendiliğinin farkında olması gerektiğini söyledikten sonra ‘Rönesans benzeri bir Aydınlanma‘ gerektiği özlemi dile getiriliyor.

Sohbetin ardından geriye unutulmayacak “Bir Zamanlar Anadolu’da” kıvamında bir sohbet hatırası ve Ercan Kesal tarafından imzalanarak hediye edilen yeni kitabı “Nasipse Adayız” kalıyor.

IMG_0283

Ercan Kesal ile…

Reklamlar


Kategoriler:Edebiyat/Kültür/Sanat, Her Şey

Etiketler:, , , , , , , , ,

%d blogcu bunu beğendi: