Batum’da Gün Batarken…

sunset

Batum’da Gün Batımı

Batum’da resmi kurumların kapısındaki direklerin gönderine üç bayrak asılı: Gürcistan bayrağı (beyaz üzerine kırmızı renkte), Batum’un başkent olduğu özerk Acara bölgesine ait bayrak (beyaz zemin üzerinde mavi renklerle) ve Avrupa Birliği bayrağı. O da Gürcistan’ın Avrupa Birliği’ne aday ülke olduğunu belirtmek için. Dünyada farklı güç dengelerinin arasında kalan küçük ülkelerin yaşadığı sıkıntıların benzerlerinin Gürcistan’da da yaşandığına kuşku yok. Rusya, askeri gücüyle korkutarak, Amerika ve Avrupa Birliği ise kapitalist sistemin nimetlerini (!) sunarak Gürcistanı elinde tutmak niyetinde. Ne Rusya vazgeçebiliyor ne Amerika Birleşik Devletleri ne de Avrupa Birliği. Gürcistan doğal kaynak açısından çok zengin bir ülke değil ama kafkaslara hakim olabilecek önemli bir kavşak, aynı zamanda enerji hatları açısından önemli bir geçiş noktası.

Batum tarafına geçtiğimizde insanların görünüşü aslında çok değişmiyor; değişen sadece dil ve ülkenin kimliği. Bir de din. Sınır kapısından geçer geçmez hemen köşe başında konumlanan Gürcü kilisesi, o farklılığı hissetirmek için orada duruyor gibi. Batum’a pasaportsuz giriş yapılabiliyor olması önemli bir avantaj ama geçişte sorun yaşamamak için kimliklerin aşınmamış ve üzerindeki soğuk damganın belirgin olması gerekiyor. Bu durum yine de önemli bir sorun değil. Bizim insanımız -her konuda olduğu gibi- bunun da çözümünü bulmuş; girişte aşınmış kimlikleri yeniden kaplayan yerler var; kaplarken soğuk damgasını da usulüne göre üzerine ekleyiveriyorlar. Kimlik, Türkiye tarafında çok sorun yaratmasa da Gürcistan tarafında çok önemli. Batum’a girişte önümdeki kişinin kimliği biraz aşınmış. Gürcü polis ısrarla geri dönmesi gerektiğini işaret ediyor; bizimki ise Türk tarafından geçerken sorun olmadığını anlatmaya çalışıyor ama nafile. Polis omuzundaki üç yıldızı göstererek, ısrar etmemesini, sonra da sert bir şekilde ayağı kalkarak oradaki otoritenin kendisi olduğunu işaret diliyle aktarıyor.

Giriş kuyruğu uzun, biz de sırada beklerken Gürcü alfabesini sökmeye çalışıyoruz. Pasaport kontrolündeki yazıdaki harfler birebir olmasa da hemen altında yazan İngilizce “Passport Control” ibaresiyle örtüşüyor. Harfler Türkçedeki gibi seslendirildiği için birkaç denemeden sonra çözüyoruz. Tam olarak okunuşu “Sapasporto Kontrolis“. Gürcü alfabesinin kıvrımları dikkat çekici, ilk bakışta birbirine benzer gözükse de çabuk öğrenilebilecek bir alfabe gibi duruyor. Örneğin “o” harfi bizim yazdığımız “küçük m” harfine benziyor; üstüne bir çizgi gelince “r” oluyor, bir diş daha eklenip altına çizgi gelince ise “l”; “t” harfi ise televizyonların “stand-by” tuşunu andırıyor.  Gürcü alfabesi bugün dünyada kullanılan 14 alfabeden biri ve ilk Gürcüce metinler bin beş yüz yıl öncesine tarihleniyor.

Pasaport_kontrol

Pasaport Kontrol anlamına gelen Gürcüce kelime. Birkaç denemeden sonra yazının okunuşunu çözüyoruz; “Sapasporto Kontrolis”

Sınırı geçer geçmez, lüks marka ama kirli ve bakımsız arabalardan oluşan bir taksici sürüsü etrafımızı çeviriyor. Gürcistan’da vergi olmadığı için araçlar Türkiye’ye göre çok ucuzmuş (üçte birinden bile az). Karadenizli işadamlarımızın çoğu da son model arabalarını buradan almayı tercih ediyorlarmış. Tek sorun aracın yılın altı ayı Gürcistan tarafında kalmasının gerekli oluşu, onu da vekalet vererek, geliştirdikleri bir becayiş sistemi üzerinden hallediyorlarmış. Bir de Türkiye’ye geçerken sigorta yaptırmak gerekiyormuş. Çünkü Batum’da kasko ve sigorta diye bir kavram yokmuş. İlk karşımıza çıkan dükkanlar ise döviz büroları. Gürcistan’ın para birimi olan Lari dolara endeksli, dolar son zamanlarda arttığı için Lari, Türk lirasından daha değerli gözüküyor. Sınırda 100 TL 80 Lari ederken, şehir merkezinde 90 Lari’ye kadar yükseliyor. Döviz bürolarında alınan komisyon çok az ama Lari almak için merkeze kadar sabretmek gerekli. Batum’da alışverişte Lari dışında para kullanılması yasakmış, o yüzden Lari almak şart.

botanik_park

Botanik Park

Öğlen yemeği için gittiğimiz lokanta Batum’un tam merkezinde bir Arhavi lokantası, sahipleri Türk; çalışanlar Gürcü ama anlaşmada sorun yaşamıyoruz. Batum gezimize Botanik parkıyla başlıyoruz. Hakkıyla gezmek için uzunca bir zaman gerekli; bizim ise gözümüze yol üzerinde çarpan Japon krizantemleri ve tropikal birkaç ağaç dışında etrafa pek alıcı gözle baktığımız söylenemez. Kendi aramızda söyleşerek, arada bir farklı fotoğraf çekimi denemeleri yaparak çok kısa bir sürede parkuru tamamlıyoruz. Şimdi şehir turu zamanı. İlk durağımız, Osmanlı döneminden kalan tek eser olan, 1866 yılında yapılmış olan Orta Camii. Cami’de kullanılan ahşapların boyanmasında kullanılan renkler oldukça dikkat çekici; parlak sarı ve açık yeşil renk daha bir belirgin. Girişteki ağaç kapının üzerine ise Batum’un simgelerinden olan dört tane iri kara üzüm salkımının yer aldığı asmalar işlenmiş. Bahçedeki yaşlı görevli ile bahçe avlusuna giren bir dilencinin kısa süren tartışmasına şahit oluyoruz. Ziyarete kapalı olan bir Ermeni kilisenin önünden geçip “Bakire Meryem” kilisesine doğru ilerliyoruz. Bu kilise de diğer ortodoks kiliseleri gibi çok şatafatlı. Kapıdaki genç görevli, içeri girenlerin şortlu olmamasına ve hanımların başlarının örtülü olmasına özel bir özen gösteriyor. Yanımızdaki protestan Amerikalılar ile kendi kiliseleri ile olan farkları konusunda derin bir tartışmaya giriyoruz. Kendi kiliselerinde şatafat yerine sadelik olduğunu, duvarlarda resim bulunmadığını, girişte bu tür kıyafet kontrolleri olmadığını vesaire aktarıyorlar. Doğal olarak benim de aklıma müslümanlığın ortodoksları geliyor. İçi boşaltılmış, ritüellerle kuşatılmış bir inanç sistemi, abartı, şatafat, şaşaa…

Orta Camii

Orta Camii

Bir sonraki durak, “Kare Meydan (Piazza Square)”. Meydandaki saat kulesinde çanlar ve yanlarında açılıp kapanabilen küçük kapıcıklar var. Öğleden sonra saat üçte, akşam altıda ve dokuzda olmak üzere üç kez çanlar çalıyor, küçücük pencelerden de yerel kıyafetler giymiş kuklacıklar çıkıyormuş. Biz meydana vardığımızda saat yediye yaklaşıyordu, dolayısıyla görme şansımız olmadı. Neptün çeşmesinin olduğu parkı geçince Ruslardan kalan eski komünizmi simgeleyen yatay görünümlü apartmanlar ile yeni dönemde yapılan, kapitalist sistemin kulelerin iç içe olduğu bir manzara ile karşılaşıyoruz. Önceki devlet başkanı Saakaşvili, Batum’u Las Vegas gibi yapacağına dair bir söz vermiş. Her ne kadar yeni seçilen devlet başkanının Rusya yanlısı olması nedeniyle yatırımların eski hızının azaldığı belirtilse de, Batum Las Vegas’a dönüşme yolunda önemli yol almış gibi gözüküyor. Müteahhitlerin çoğu Türkiye’den. Türkiye’ye ait bir sembol de -otobüs duraklarındaki Türk sanatçılara ait afişleri saymazsak- İzmir saat kulesinin birebir olarak yapılmış kopyası. Gürcüler “Çaça Kulesi” diyorlar; çaça aynı zamanda Batum’a özgü votkanın ismi.

Geriye kalan zamanımızı sahil kenarında geçiriyoruz. Bahsedilecek çok fazla ayrıntı var aslında ama benim en çok dikkatimi çeken (algıda seçicilik olsa gerek), geceleri yeşil renkte ışıklandırılan “Alfabe Kulesi” oldu. Gürcistan’da saat Türkiye saatine göre bir saat ileri. Her akşam dokuzda, sahil şeridine paralel yapılan yapay göllerden birinde lazer eşliğinde su gösterisi yapılıyormuş. Batum sahilinde, Karadenizde güneşin batışını izledikten sonra, su gösterisine kalmadan geri dönüş yolculuğumuza başlıyoruz.

alfabe kulesi

Alfabe Kulesi

Reklamlar


Kategoriler:Denemeler, Gezgin, Her Şey

Etiketler:, , , , , , , , , , , , , ,

%d blogcu bunu beğendi: