Bilgisayarlarımızdaki Fontların Bilinmeyen Öyküleri-5

Font deyip geçmemeli. Bazen font, özellikle tarihi filmlerdeki, tarihi tutarsızlığı ortaya koyan bir belge ya da bir firmanın kimliği olarak karşımıza çıkabiliyor. Bu konu ile ilgili marksimonson.com adlı sitede ilginç bilgiler var. Örneğin 2000 yılı yapımı Chocolat filmi 1950’li yıllarda bir Fransa kasabasında geçmektedir. Filmin başlığında 1978’de geliştirilen ve 80’lerde popüler olan ITC Benguiat adlı bir font kullanılmıştır. Yine 1919 yılını konu alan Eight Men Out filminde 1987 yapımı font (Emigre typface Modula) kullanılmıştır. Futura ve Verdana birbirine oldukça benzeyen Sans fontlardır; ancak IKEA firması 2009 yılında önceden kullandığı Futura’yı bırakıp Verdana’yı kullanmaya başlayınca İsveç’te gürültü kopmuştur. Herkes bu değişikliğin farkına varmıştır ve değişikliği rahatsız edici bulmuşlardır. Verdana bilgisayar ekranında ve kağıtta fena durmamaktadır (bir dönem web sayfalarında da de en sık kullanılan font idi); ama büyük tabelalarda hantal görünmüştür. İsveç halkı da bu değişikliği fark etmiş ve tepkilerini ciddi bir şekilde ortaya koymuştur (Resim 10).

Resim 10. İKEA’nın 2009 öncesinde kullandığı Futura (üstteki) ve 2009 sonrası kullandığı Verdana (alttaki) fontları.

Resim 10. İKEA’nın 2009 öncesinde kullandığı Futura (üstteki) ve 2009 sonrası kullandığı Verdana (alttaki) fontları.

Yeryüzünün en ikonik, en kalıcı ve en çok sevilen fontlarından biri Edward Johnston tarafından Londra metrosu için tasarladığı fonttur  (Resim 11). Londra’ya yazı karakterleriyle karakterini veren kişi olmuştur. Johnston, önce Edinburgh’da tıp okumuş, sonra British Library’de kaligrafi üzerine okurken gerçek mesleğini bulmuştur.

Resim 11. Londra metro istasyonlarında kullanılan font, Londra’ya farklı bir kimlik kazandırmıştır.

Resim 11. Londra metro istasyonlarında kullanılan font, Londra’ya farklı bir kimlik kazandırmıştır.

İngiltere’de metro yazıları bir düzen içerisinde iken Paris metrosunun ilk dönemlerinde şaşırtıcı bir şekilde akıl karıştırıcıdır; Fransız tarzı bir dağınıklığı yansıtır. Hector Guimard’ın tasarladığı tabelalar, ancak Fransız olabilecek kadar, dolambaçlı ve kibirli bukleler ve kıvrımlar yığını halindedir (Resim 12). Bir süre sonra değişim başlamasına rağmen oldukça yavaş ilerler. Çünkü yeni tabelalar genellikle sadece eski tabelalar kırılınca takılmaktadır. İlerleyen yıllarda (1990’lı yıllarda) geliştirilen “Parisine” adlı standart bir fontun kullanılmasıyla daha kesin bir dönüşüm yaşanır.

Resim 12. Paris’te bir metro tabelası. Her yönüyle tam bir Fransız.

Resim 12. Paris’te bir metro tabelası. Her yönüyle tam bir Fransız.

New York’ta da buna benzer bir sorun yaşanmıştır. Metronun idaresinin üç ayrı şirketin elinde olması nedeniyle farklı yazı tipleri metroya hakim olmuştur. Bir süre farklı font denendikten sonra New York, Helvetica’ya teslim olmuştur. İstanbul için küçük bir araştırma yaptım; ne yazık ki bir satandart bir font kullanımı yok ve çok farklı fontlar kullanılıyor. Taksim’de metro girişinde Helvetica’yı gördüm, Etiler’de Times New Roman kullanılmış, Şişhane de Cooper Black’e benzeyen bir yazı tipi var (Resim 13). Paris veya New York’un yaşadığı karmaşayı, şimdi biz yaşıyoruz gibi görünüyor. Yol yakınken bir çeki düzen vermekte yarar var.

Resim_13_Sishane

Resim 13. İstanbul metrosunda da çok farklı yazı tipleri kullanılmış. Şişhane’de kullanılan yazı tipi en nostaljik görünümlü olanı.

Bilgisayarlarımızdaki Fontların Bilimeyen Öyküleri-1

Reklamlar


Kategoriler:Edebiyat/Kültür/Sanat, Her Şey

Etiketler:, , , , , , , , , , , , , ,

%d blogcu bunu beğendi: