Akademi-K-omiklikler-2

Kadro İlanları

Akademik kadrolara yapılacak atamalar için “ilan” verilir. Bu aşama akademik hayata geçiş noktasıdır; fakat aynı zamanda, üniversitelerin temel sorunlarının başladığı noktadır da… Yasal zemin hazırlanırken ne düşünülmüştür bilemem ama pratikte konunun yasal boyutu ile -sonradan oluşan- temayüller arasında ciddi çatışmalar yaşandığı görülmektedir.

Bir üniversitede, bir fakültenin, bir anabilim veya bilim dalında ihtiyaç duyulan bir öğretim üyesinin temini için kadro açılması ve bu açılan kadronun da doğal olarak duyurulması gerekir. İlanlar da bu amaca hizmet etmektedir. Gelin görün ki, pratikte kazın ayağı hiç te öyle değildir. Örneğin bir üniversitede bir profesörlük kadrosu ilan edilir. Herkes, o kadronun, o üniversitedeki doçentlerden -süresini ve çalışmalarını tamamlayarak akademik yükseltilme kriterlerini sağlayan- biri için açıldığını bilir. Peki herkesin bildiği böyle katıksız bir gerçek varken kadro niçin umuma ilan edilir?

Teorik olarak şartları taşıyan herkes ilan edilen kadroya başvurabilir ancak, -kadronun ilan edildiği- kişi dışında, başka birisinin başvurması şık bulunmaz. Neden? Çünkü kadro belirli bir kişiye açılmıştır. O kişi kadroyu haketmiş ve atanmayı beklemektedir; oysa o kadroya dışarıdan başvuran kişi o üniversitede yıllarca çalışmış o kişinin hakkını yemektedir. Kısmen haklılık payı vardır ama dışarıdan başvuranın suçu nedir? Bu temayül dışarıdan geleceklere kapıyı tamamen kapatmaktadır. Dışarıdan başvuranın -kazara- atanması, ilgili bölümde huzursuzluğa yol açmakta ve yıllarca sürebilecek sorunları da beraberinde getirmektedir. Bir çeşit “dağdan gelenin bağdakini kovma” durumu söz konusudur. O kişi, artık o bölüm için “persona non garata“dır.

Bazen içerideki kişinin atanmasını garantiye almak için “o kişiyi tanımlayan” “ek şartlar” konulur. Bazen o kadar ileri gidilir ki, neredeyse “mecburi hizmetini Şavşat’ta yapmış olmak”, “askerliğini bedelli olarak yapmamış olmak” ya da “laboratuvarda önlüklü çekilmiş selfisi olmak” gibi tuhaf tanımlara rastlanabilir. O kurumdaki kişi için akademik yükselme elbette önemlidir; ancak ilan edilen kadroya başvuran herkese saygı duyulmalıdır. Bazen de akademik yükselmeyi hak ettiği halde kadro açılmayanlar bulunmaktadır. İstisnaları dışında, genelde -güncel- yönetime ters düşenler için uygulanan bir baskı aracı olarak kullanılmaktadır. Ya da o kişinin alınmaması, önünü kesmek için dışarıdan dosyası daha iyi başka bir kişinin devşirilmesi yoluna gidilir; etrafa haber salınır, o kişinin önünü kesecek birilerinin başvurması için dört bir yana haber salınır.

Doçentlik atamalarında da profesörlük atamalarına benzer bir durum söz konusudur. Yardımcı doçent atamaları daha farklı boyuttadır. Çünkü üniversitelerde yıllarca sürecek kök salmanın ilk tohumlarının atıldığı dönemdir. Çok hassas davranılmalıdır (!). Belki de rektörlük seçimlerini en hassas hale getiren konulardan birisi de budur. Bölümler elbette doğal olarak kendileri ile uyumlu çalışacak, tanıdık birilerini almak isteyecektir; futbol terimiyle alt yapıdan yetişmiş birisi her zaman için dış transferden daha elverişlidir. Bazen bu talebin arkasında muhalefet etmeden çalışacak birini almak istemek gibi gizli bir neden olabileceği gibi, siyasi/dini/ideolojik birliktelik sağlamak ya da kan bağı/ahbap-çavuş ilişkisi durumlar söz konusu olabilir. Kim bilir, üniversitelerde soyağacı incelemesi yapılsa ne kadar ilginç bağlantılar çıkar ortaya.

Ahbap-çavuş ilişkilerini, ister siyasi, ister dini, ister ideolojik boyutla olsun hep tiksintiyle karşılamışımdır. Çocukluğumda lojmanından çıkıp, özel servisle işine giden, sosyal güvencesi olan insanlar ile evi olmayan, işi olmayan, sosyal güvencesi olmayan insanların bir arada yaşadığı bir mahallede büyüdüm. İşe girmiş olan kişinin “tek artı özelliği” kendini işe koyacak bağlantılarının olmasıydı. Kapasitesiz, kişiliksiz yapısını giydiği takım elbise ile gizlediğini sanan, kendini torpille girdiği işine, bedava götüren servisine binerken durakta belediye otobüsü bekleyenlere pis pis sırıtan o tipler gözümün önünden hiç gitmez. Ne yazık ki günümüzde kamu üniversitelerinin durumu da pek farklı değildir. Bağlantılar o kadar güçlüdür ki, ideolojiler, ahlaki değerler ve din yerlerde sürünmekte, üniversitelerden içeri girişlerde paspas olarak kullanılmaktadır.

Önceki Yazı: Akademi-K-omiklikler-1 (Rektörlük Seçimleri)

Reklamlar


Kategoriler:Akademi(k), Denemeler, Her Şey

Etiketler:, , , , ,

2 replies

  1. Cesur bir yazı…Kral çıplaktır artık. Üniversitelerle eğitim-araştırma hastaneleri çok farklı değil öyleyse.’ Aman muhalefet olmasın, aman bizden olsun’ isteği hüküm sürüyor. Diğer hocalarımız da size katılırlar mı Metin Hoca?

    Beğen

  2. Moderatör onayı kalkmış. Buna sevindim.

    Beğen

%d blogcu bunu beğendi: