Akademi-K-omiklikler-1

Rektörlük Seçimleri

Ülkemizde birçok şey “yapmak” için değil, sırf “(yap)mış olmak” için yapılır.  Bu durum akademik hayatta da aşağı yukarı böyledir. Örneğin rektörlük seçimleri sırf rektörlük seçimi yapmış olmak için yapılır; yeni üniversiteler sırf üniversite açmış olmak için açılır; akademik kadro ilanları, sırf kadro ilanı yapmış olmak için yapılır, bilimsel çalımalar ise sırf bilimsel çalışma yapmış olmak için yapılır… Örnekleri daha da çoğaltmak mümkün.

Akademik yaşamda herkesin bildiği ama hiç kimsenin dillendir(e)mediği, bazen herkesin dillendirdiği ama hiç kimsenin umursamadığı, bazen de herkesin umursadığı ancak kimsenin değişmesini ummadığı ya da değişmesi için hiç kılını kıpırdatmadığı gariplikler de vardır. Rektör bir akademik kurumun en tepe noktasındaki kişidir. Ülkemizdeki sistemde dört yılda bir rektörlük seçimleri yapılır. Ortada aslında seçim filan yoktur. Yapılan şey düpedüz “temayül yoklaması“dır. Rektör adayları genellikle birtakım proje ve söylemlerle, fakat gerçekte bir “etiket” ile ortaya çıkarlar. Çünkü bu etiket aynı zamanda onların etki alanlarıdır. Bu etiket dinsel, ideolojik, siyasi bir temele dayanabilir. Bazen seçilmek (daha çok oy alabilmek) için farklı dini, ideolojik veya siyasi kimlikleri bir potada eritmek gerekebilir. Bu yüzden rektör adaylarının aldıkları oy, sahiplendikleri “etiket”in o üniversitedeki oranını yansıtması açısından değerlidir.

Seçim olarak adlandırılabilecek kısım, sadece en çok oy alan ilk altı aday arasına girmekle sınırlıdır. Neden üç ya da dört değil de altı aday? Ya da neden seçime giren her aday değil de ille de altı aday? Herhalde sayının altıya kadar olması atanması planlanan adayın listeye girebilmesine olanak sağlamak, altıdan sonrasının alınmamasının nedeni de seçim algısının bozularak “yok artık!” gibisinden bir tepkiyle karşılaşmamak için olabilir. Bir sonraki aşamada YÖK’ün (o altı kişilik listeden )belirlediği ilk üç aday Cumhurbaşkanı’na sunulur, Cumhurbaşkanı da bu üç adaydan birini atar. Burada YÖK’ün belirlemesi de, Cumhurbaşkanı’nın ataması da önceden ilan edilmiş herhangi bir kritere dayanmadığı için keyfidir. Nitekim en çok oyu alan aday ile en az oy alan arasındaki farkın pratikte bir önemi yoktur.

Bu sistemin yanlışlığı konusunda iktidarda olanlar sürekli eleştirilir. Ta ki iktidar değişikliği olana kadar. Çünkü muktedir olmanın bir ölçütü de rektörleri belirleyebilmektir. Sistem bu sefer yeni muhalefet tarafından eleştirilmeye başlanır; bu kısır döngü sürer gider… Peki en çok oyu alan adayın doğrudan atanması çözüm müdür? Çözüm olabilmesi için oy veren öğretim üyelerinin de çok objektif yöntemlerle atanmış olması gerekir. Üniversitelere açılan yeni kadrolar ve yapılan atamalar (geçmişte bir çok üniversitede yaşandığı gibi) o üniversitedeki farklı dini/ideolojik/siyasi görüşlere mensup otoritelerin referansıyla gerçekleştiğinden, seçilen kişinin rektör olarak atanması da objektif olarak değerlendirilebilecek bir seçenek değildir.

Doğru yanıtı bulmak için sorulması gerken en önemli soru, belki de, rektörlük seçimlerinin neden bu kadar gündemde olduğu ya da neden akademik çevrelerde bu seçimlerin en az siyasi partilerin katıldığı seçimler kadar reytinge sahip olduğudur.

Sonraki Yazı: Akademi-K-omiklikler-2 (Kadro İlanları)

Reklamlar


Kategoriler:Akademi(k), Denemeler, Her Şey

Etiketler:, ,

1 reply

  1. Ben akademide bulunmadım hiç, ama seçimlerin yansımalarını takip ediyorum.Sanırım insanların bir gruba ait olma duygusunu okşayan,seçim yaparken gücünü ve mevkisini hissedip gururlanmasına vesile olan, dolayısıyla egoya destek veren uygulamalar…Yoksa sonradan tercihinin zaten dikkate alınmayacağı ve uygulanmayacağı bilinee biline niye gidilir o seçimlere? Tabii egemen siyasi düşünceden farklı düşünenleri kast ediyorum bunları söylerken.Sorulara devam: Görev bilinci mi? Seçmen duyarlılığı mı? Katılmamak da bir tercih olamaz mı?Ayrıca sizin cevabınızı bilmek isterdim Metin Hoca. Soner Yalçın ‘ ın yazı tarzını hatırlattı bana satırlarınız. Sorular bizi düşünmeye sevk ediyor ve belli cevapları işaret ediyor , ama tek doğruyu boşuna arıyoruz sanki. Yine de cevap tekse ben ‘ ego tatmini’ diyorum.Saygılarımla…

    Beğen

%d blogcu bunu beğendi: