Hakuna Matata !

Hakuna Matata !“, “Tanrılar Çıldırmış Olmalı” filmiyle gündemimize giren, “Aslan Kral” animasyon filmiyle birçoğumuzun aşina olduğu bir ifade. Svahili dilinde “üzülmeye gerek yok” veya “sorun yok” anlamına geliyor. Svahili dili başta Tanzanya, Kenya ve Uganda olmak üzere birçok orta, doğu Afrika ülkesinde kullanılan ortak dil. Kızıldeniz kıyılarından başlayıp Afrika’nın güney ucuna kadar uzanan “Rift” vadisinin özellikle Serengeti civarında konuşulan dili de denebilir. Serengeti ismini, belgesellerden hemen hepimiz hatırlarız. Serengeti genel bir isim olarak kullanılmasına rağmen aslında bugün daha çok Afrika’daki doğal yaşamın halen daha varlığını sürdürebildiği alanın Tanzanya ülke sınırları içerisinde kalan kısmı için kullanılıyor; Kenya tarafındaki kısmı ise “Masai Mara” olarak biliniyor.

rift vadisi

Rift vadisinin kenarında kafe tarzı bir yer. Duvarında “Beş Büyük” olarak adlandırılan hayvanların resmi yer alıyor.

“Masai Mara”ya Kenya halkı sadece “Mara” diyor. Masai ismi Kenya’da yaşayan 40 civarındaki kabileden sadece birinin ismi. Masai’ler savaşçı ve avcı olarak bilinen, Mara nehri boyunca “Rift” vadisinde yaşayan ve doğal ortamda yaşamaya direnen bir kabile. Sabah erkenden Nakuru gölüne doğru yola çıktığımızda yüksek bir yerden “Rift” vadisini fotoğraflamak için durduk Kahve içtiğimiz mekanın sahibi, eşinin “Masai” kabilesinden olduğunu gururlu bir şekilde aktarıyordu. Eskiden olduğu gibi kabileler arasında çok büyük farklılıklar olmadığını, kabileler arası evliliklerin artmasına ve yaşam tarzlarının değişimine paralel olarak kabile kültürlerinin bir bir yok olmaya başladığını da sözlerine ekliyordu. “Masai” kültürü, halen daha doğal ortamında yaşamaya direndiği için, ziyaretçilerin de ilgi odağı. Yol kenarlarında satılan, abanoz ağacından oyulmuş, hediyelik eşyaların çoğunun “Masai” savaşçı figürlerinden oluşması da bu yüzden çok şaşırtıcı değil.

kenya

Nakuru yolundaki yerleşim yerlerinden biri.

Yol boyunca her tarafta gezinen zebralar, olağan görüntülerden. Yerleşim yerlerine yaklaştığımızda sokaklarda başıboş dolaşan eşeklerin yanı sıra eşeklerin çift olarak koşulduğu eşek arabaları dikkatimizi çekiyordu. Nakuru’ya girdiğimizde, o gün, her yıl geleneksel olarak yapılan bir rallinin tam başlangıcına denk gelmiştik. O yüzden yollar fazlasıyla kalabalıktı. Göle ulaştığımızda farklı bir araçla safariye çıkacağımızı düşünürken, şoförümüzün bizi getirdiği minibüsü birkaç dakika içerisinde üstü açık bir safari aracına dönüştürüşünü şaşkınlıkla izledik. Önce vadide gazellerin yoğun olarak yaşadığı bir alanda biraz turladıktan sonra, gölü yukarıdan göreceğimiz bir noktaya doğru ilerledik. Bu arada -aynı zamanda rehberlik görevini de üstlenen” şoförümüz bizi muhtemel tehlikelere karşı uyarıyordu. “Beş büyük” diye ifade ettiği hayvanlardan uzak durmamız gerektiğini belirtiyordu. Bunlar -rehberimizin kötü aksanı nedeniyle defalarca tekrarından sonra anladığımız- “rhino” yani gergedan başta olmak üzere, fil, buffalo, aslan ve leopar imiş. Leopar dışında hepsiyle karşılaştık; tabi ki uzaktan.

nakuru

Nakuru Gölü Ulusal Parkı’nın çıkış noktası.

Nakuru gölü aynı zamanda flamingoların da göç yolları üzerinde ve göç mevsimlerinde pembe renk tonuna sahip flamingolar -anlatıldığına göre- muhteşem görüntüler oluşturuyormuş. Gölü gözetlemek için çıktığımız tepeyi farklı bir yoldan terkettik. Nakuru’dan ayrılmadan önce göl kıyısında motorlu bir tekne kiralayarak, hipopotamdan afrika balık kartalına kadar birçok farklı hayvan türünü barındıran gölde yaptığımız gezi ile günü tamamladık.

Reklamlar


Kategoriler:Gezgin, Her Şey

Etiketler:, , , , , ,

%d blogcu bunu beğendi: