Puşkin’in Erzurum Yolculuğu’ndan Notlar

Aleksandr Sergeyeviç Puşkin, Rus Edebiyatı’nın önemli kalemlerinden biri. Rus ordusunun Kafkasya üzerinden Erzurum’a kadar ilerleyişine (1829 yılında) gözlemci-yazar sıfatıyla eşlik etmiş. Bu yolculuk ile ilgili aktardığı notlarda (Erzurum Yolculuğu), yol üzerinde karşılaştığı Rus, Gürcü, Çeçen ve Ermeni halklarına ait kısa kültürel bilgiler yanı sıra geçtiği coğrafyanın özelliklerini de aktarıyor. O dönemin şartlarını ve Erzurum’un Puşkin gözüyle nasıl göründüğünü merak edenler için bir çırpıda okunabilecek bir kitap. Puşkin’in gözlemleri genelde tutarlı, Ataol Behramoğlu’nun çevirisi ise enfes.

cesmeRuslar Erzurum’a -doğal olarak- doğu yönünden gelirler. İlk görüntü, bugün tabyaların yer aldığı Topdağı mevkiindendir; “Kalesi, minareleri, birbiri üstüne abanan yeşil damlarıyla Erzurum gözlerimizin önüne seriliverdi.” Toprak damlar, işgal yaz aylarında olduğu için, çimler nedeniyle yeşil gözükmektedir. Şehirdeki çeşmeler de dikkatini çekmiştir; “Erzurum’da çeşmeden bol bir şey yok. Her birinin üstünde bir zincire bağlı tenekeler asılı.” Bir gezginin ağzıyla aktardığı gözlem hala geçerli; “Asya kentleri içinde sadece Erzurum’da bir saat kulesi bulunduğunu, onun da saatinin işlemediğini yazar.”

Çocukluğumda şahit olduğum bir köylü-şehirli atışması vardır. Erzurum’da köylerden getirilen tereyağı şehirde satılır. Şehirdekiler de köylülere “tereyağını asıl yiyen biziz, siz hayatınızda belki de hiç tereyağı yememişsinizdir” şeklinde takılırlardı. Benzer bir tespiti kitapta görünce gülümsedim; “Erzurum’da bir hasta bir kaşık ravent bulamadığı için ölebilir. Oysa kentte çuval çuval ravent vardır.” Çünkü ticari değeri olan şeyler tüketilmez, öncelikle elde edilecek gelire odaklanılır. Aynen köylülerinin tereyağını kendilerinin kullanmayıp satması gibi.

Aktarılan bazı konuları şüpheyle karşılaştığımı da belirtmek isterim. Çünkü yazarın (ve/veya çevirmenin) batıdaki hakim oryantalist bakış açısından etkilenimini yansıtan ifadeler var. “Serasker sarayında, haremin bulunduğu odalarda kalıyordum. Bütün gün sayısız koridorlardan geçerek, odadan odaya, damdan dama, merdivenden merdivene dolaşıp duruyordum.” ifadesinde yer alan, bu büyüklükte bir sarayın, hele haremin, Erzurum’da bulunması neredeyse imkansız.  Yine Paşa’nın evinin (hareminin) duvarında yazıldığı iddia edilen ve “müslüman hareminde bulunması anlamlı” diye ifade edilen ayet, “bağlamak ve çözmek de sana yaraşır,” uydurulmuş. Yazıda yer yer Puşkin’in misyoner bir bakış açısına sahip olduğu görülüyor. “Bağlamak” ve “çözmek” ifadeleri bir arada Matta İncil’inde geçtiği için (Matta 16: 18-19), burada İncil’den bir esinlenme ve çarpıtma olduğunu düşünüyorum. Behramoğlu’nun çeviride özellikle yanlış yazılan dağ, nehir adları konusunda gösterdiği dikkati ve özeni burada esirgemiş olması ise önemli bir eksiklik.

Reklamlar


Kategoriler:Edebiyat/Kültür/Sanat, Her Şey

Etiketler:, ,

%d blogcu bunu beğendi: