Kıtlama Çay ve Alternatif Öyküsü

Erzurum’da Çay Kültürü” başlıklı yazıyı (Erzurum’da Çay Kültürü), kıtlama çay ile ilgili kısmında yarım bırakmıştık; kaldığımız yerden devam…

kıtlamaErzurum’da çay kadar, çay içerken kullanılan şeker de özel. Her ne kadar “Kıtlama Çay” dense de “Kıtlama” kelimesi çayı değil, şekeri tanımlıyor. Başlık için “Kıtlama Şeker ile İçilen Çay” daha mantıklı olabilirdi, ama başlığı uzatmak istemedim. Sözü de daha fazla uzatmadan konumuza dönelim. Kıtlama çay geleneğinin geçmişini 19. yüzyıla kadar geriye götürenler var. Bir rivayete göre, Rus işgali sonrası, Ruslardan kalma, başka bir rivayete göre ise şehirdeki kolera salgını sonrası dönemin valisinin Rusya’dan çay ve şeker (bir de semaver) getirtmesi sonrası Erzurum’a yerleşmiş bir kültür. Günümüzde daha çok Erzurum’a özgü bir kültür olarak bilinse de, çevredeki diğer şehirlerde ve köylerinde, hatta Erivan’da, Hindistan’da benzer bir çay içme kültürü olduğunu belirtmek gerek.

“Kıtlama Çay” geleneğinin ortaya çıkışını yakın geçmişte yaşanan yokluk ve kıtlık dönemlerine bağlayanlar daha çoğunlukta. Eskiden beri çocukların çay içmesine pek sıcak bakılmaz; muhtemelen, çok şeker tüketirler diyedir. Ama anneannem çözümü bulmuştu. Çaya başlamadan önce elimize şekerimizi pay ederek verirdi; serçe parmak uzunluğunda bir kesme şeker, ikinci şeker şansı neredeyse hiç yoktu. Sonra, o şekerle istediğimiz kadar çay içme özgürlüğümüz olurdu. Biz de şekerden küçücük ısırıklarla ağzımızı tatlandırarak çayımızı içmeye çalışırdık. Şeker sert olduğu için hemen ağızda dağılmazdı; dilimizin üzerinde tutar, çayı yudumlarken boğazımıza kaçmasın diye üst damağımız ile dilimiz arasında sıkıştırmaya çalışırdık. Çok basit bir yöntem ama Erzurumlu olmayan arkadaşlarımızla yaptığımız denemelerde ilk seferde başaranların sayısı oldukça az. Bu konuyla ilgili hem Erzurum’da hem de Kars’ta anlatılan fıkralar var.

İstanbullu Gelin

İstanbul’dan Erzurum’a gelin giden biri (İstanbullu gelin), Erzurum’a geldikten sonra Erzurumun adetlerini öğrenmeye çalışıyormuş. Başka bir Erzurum geleneği olan “gelin daveti” nedeniyle bir gün kayınvalidesi ile birlikte komşusuna misafirliğe çağrılmış. İstanbullu gelin de çayı “kıtlama” içmek istemiş, lakin şeker o şeker değil, yumuşak, ağzına alınca eriyor.
Bir, üç, beş, ev sahibi dayanamamış:
“Gurbanın olim (Kurban olayım) gelin hanım, ben senin çayını tatlı edeyim, sen de kıtlamayı evinde öğren!”

“Çay Benim, Şeker Benim, Dokunursa Bana Dokunur”

Erzurumluya bir misafir gelmiş. Yemekten sonra çaya oturmuşlar ama misafirin doyacağı yok, içtikçe içiyormuş. Üstelik kıtlama usulünü bilmediği için her yudumda bir şeker tüketiyormuş. Böyle yirmi, otuz çay içtikten sonra nihayet semaverde su tükenmiş. Ev sahibi misafirperverliğini koruyarak ama hafiften de dokundurur bir üslupla “İçerseniz yeni çay demleteyim” deyince misafir, “Yok” demiş, “doktor dedi ki fazla içme, dokunur!” Bunun üzerine ev sahibi daha fazla dayanamayarak ‘”Yahu demiş, çay benim, şeker benim, dokunursa bana dokunur, sana ne olacak!”

“Salma çayın da meni yandırır”

Karslı birinin evine misafir gelir. Misafir, kıtlama çay içmeyi bilmediği için ev sahibinden çay kaşığı ister. Bir süre sonra ev sahibi misafirin çok şeker kullandığını görüp rahatsız olur. Rahatsızlığını doğrudan söyleyemediği için:
– “Gardaş, kıtlama içsene,” der. Misafir ise:
– “Kıtlama beni yandırır,” dedikten sonra çayına şekeri doldurur. Ev sahibi artık dayanamaz ve:
– “Senin o salma çayın da meni yandırır,” der.

Kıtlama ŞekerFıkralarda vurgulandığı üzere kıtlama çay daha ekonomik bir yöntem. Kıtlama çay için kullanılan kesme şeker, küp şekerden farklı; küp şekerin biraz daha yoğun hali ve her yerde üretilmiyor. Belki de o yüzden yöresel bir değeri var. Geçmişte şeker çok değerliymiş. Şimdinin çikolatası gibi, karşılıklı yapılan ziyaretlerde, özellikle şehir merkezinden köylere yapılanlarda, en başta götürülen hediyeymiş. Halen daha cenazesi olan eve başsağlığına giderken çay ve şeker götürme geleneği devam etmektedir (muhtemelen cenaze evindekilere ikram edilen çay nedeniyle, ev sahibine çay ve şekerin ek bir yük getirmemesi düşüncesiyle). Şimdilerde kadayıf dolması şehir dışına götürülen hediyeler arasında daha bir revaçta ama hala eski tiryakiler için şeker ilk sıradaki yerini koruyor.

Şeker, fabrikadan çıktığı şekliyle servis edilmiyor elbette. Evlerde -özel- şeker makasıyla, kahvehanelerde ise keser ile, servis edilecek daha küçük parçacıklara ayrılıyor önce. Genelde evlerde bir sofra bezi yere serilerek kırma işlemi yapılırken, kahvehanelerde şeker kırmak için “taka tuka” denilen özel bir kutu kullanılıyor.

Aşağıdaki öykü insanların din adamları tarafından nasıl sömürüldüğü konusu geçince anlatılır; ama konunun şeker olması, şekerin o dönemlerde ne denli kıymeti olduğunun da bir göstergesi.

Şeyhin Kerameti

Erzurum’da yaşayan bir Şeyh, kendi müritlerinin olduğu köylerden birine ziyarete giderken yanında bir çuval şeker götürmüş. Köye hava karardıktan sonra varmış. Şeyh, getirdiği şekeri köyün girişindeki karların arasına gömmüş ve kendisini bekleyenlerin olduğu eve girmiş. Köylülere en çok neye ihtiyaçları olduğunu sormuş, onlar da hep bir ağızdan “Şeker!” demişler. Tabi Şeyh de hemen kerametini (!) göstermiş ve “köyün girişinde falanca noktaya gidin, karın altında şeker bulacaksınız” demiş.

Din sömürüsü ve şeker birlikteliği ile anlatılan bir öykü daha var. Ben de geçen yıl, Erzurumlu olmayan bir arkadaşımdan öğrenmiştim.

Kıtlama Çayın Alternatif Öyküsü

Eskiden İran’da çaya tatlandırıcı olarak hurma ve üzüm katılıyormuş. İngilizler İran’a şeker satmaya kalktıklarında bunu başaramamışlar. Sonra İranlı Mollalarla irtibat kurmuşlar. İngilizler Mollaların vereceği fetva karşılığında kazancın % 10’nu teklif etmişler. Nitekim bir Cuma Namazında Cuma Hutbesinde Mollalar şu vaazı vermişler:

“Siz Allah’ın nimeti olan hurma ve üzümü nasıl olur da çaya katarsınız! Bundan böyle çaya şeker katacaksınız!”

Bu vaazdan sonra İranlılar çaya şeker katmaya başlarlar. İşler yoluna girince İngilizler Mollalara verdiği %10 payı satışların iyi gitmediği gerekçesiyle vermemeye başlarlar. Bunun üzerine alacaklarını alamayan Mollalar ikinci bir fetva verirler Cuma Hutbesi’nde:

“Gâvur icadı şekeri çaya katmak caiz değildir!…”

Bu fetva üzerine İranlılar evlerindeki şekerleri sokaklara dökerler… İngiliz firmaları bunun üzerine zarar etmeye başlarlar ve Mollalarla yeniden masaya otururlar. Fakat Mollalar bu sefer %20 pay isterler. İngilizler çaresiz kabul ederler. Mollalar Cuma Hutbesinde bu sefer şöyle fetva verirler:

“Biz size çaya şeker katmayın dedik ama sokaklara dökün de demedik, şekeri sokağa dökmeyeceksiniz, israf haramdır.”

“Şekeri çaya batırıp ağzınıza koyacaksınız, böylece her yudumda gâvur icadı şekere boy abdesti aldıracak ve öyle içeceksiniz.” ​

Reklamlar


Kategoriler:Edebiyat/Kültür/Sanat, Her Şey

Etiketler:, , , ,

%d blogcu bunu beğendi: