Küllerinden Yeniden Doğmak

Simurg, Zümrüdüanka, Anka ya da Phoenix adlarıyla bilinen efsanevi kuş.

Simurg, Zümrüdüanka, Anka ya da Phoenix adlarıyla bilinen efsanevi kuş.

Küllerinden yeniden doğmak“, farklı kültürlerde farklı isimlerle betimlenen efsanevi bir kuşun hikayesidir. Farklı kültürlerde “Anka“, “Zümrüdüanka“, “Simurg” ya da “Phoenix” olarak adlandırılsa da ufak-tefek farklılıklarla anlatılan hikayelerin özü aynıdır. Türk kültüründe “Tuğrul kuşu” veya “Hüma kuşu” olarak da bilinir. Hep yükseklerde, en yükseklerde, efsanevi Kaf Dağının tepesinde yaşayan, yaşadığı müddetçe ayağı toprağa değmeyen en yüce, en ulvi değerleri temsil eden, ulaşılması neredeyse imkansız olan bir varlıktır. Yine, efsaneye göre bu kuş, öleceğini hissettiği zaman kendisine ağacın kuru dallarından bir yuva yapar, yuvanın içinde ölümü beklermiş. Ta ki güneş bütün görkemiyle ortaya çıkıp, kuru dalları yakıncaya kadar. Böylelikle, Simurg oluşturduğu yuvada yanarak ölür ve küllerinden yeniden doğarmış.

Bu efsane ile güneşin batışı ve yeniden doğuşu arasında bir paralellik vardır. Aynı benzerlik kışın ağaçların yapraklarını dökmesi, bitkilerin sararıp solması ve ilkbaharda yeniden yeşermeleri arasında da kurulabilir. “Reenkarnasyon (yeniden doğuş)” da bu döngüyü örnek olarak kullanır, “yeniden yaratılma” da, “materyalist” yaklaşım da. Aralarında şu temel farklılıklar fardır. Reenkarnasyonda ruh ve beden tamamen ayrı kabul edilir; beden ölür, ruh ise ölümsüz olduğu için her seferinde yeni bir bedende (insan veya hayvan) yaşam bulur; bu döngü sonsuza kadar sürer gider…Yeniden yaratılma durumunda bu döngü bir kez gerçekleşecektir; bu dünyada yaşam sona erdikten sonra (kıyamet günü), ölen kişi yeniden, kendi olarak ikinci defa ama sonsuza dek yaşamak üzere yeniden yaratılacaktır. Materyalist yaklaşımda ise ölüm o kişinin birey olarak yok olması anlamına gelse de, bedenini oluşturan materyalin doğaya karışması ve yeni bir canlının vücuda gelmesinde yeniden kulanılmasıyla yine sonsuz bir döngü ortaya çıkacaktır.  Bu efsanenin bunların yanı sıra, yaşamdaki iniş çıkışları simgeleyen, yaşama dönük yönü de bulunmaktadır.

Ouroboros

Ouroboros

Benzer şekilde yeniden doğuşu, yenilenmeyi veya sonsuz yaşam döngüsünü temsil eden bir başka sembol daha vardır: “Ouroboros ya da Uroboros”. Ouroboros, kendi kuyruğunu yiyen yılan ya da bazen ejderha olarak betimlenen eski bir semboldür. Yılanın sürekli eskiyen derisini değiştirmesi bu yenilenme miti için esin kaynağı olabililir. Ouruboros sembolünü ve mitini Carl Gustave Jung da incelemiş; simgenin insan ruhu için önemli bir kavram olduğunu belirtmiştir. Jung’a göre simge, insanın kendisi ile (bilinç ve bilinçaltı) mücadelesi sonucu tek bir varlık olarak bütünlüğe ulaşmasını göstermektedir. Bu tür bir olgunluğa ulaşmak için yaşamda elbette belirli bir test sürecinden geçilmekte, hatalar yapılmakta, acılar çekilmekte ve bedeller ödenmektedir. Tüm bunlar bu sürecin olmazsa olmazları gözüyle değerlendirilmelidir. Ancak bu hatalar, acılar ve bedeller gerekli dersler çıkarıldığı, yeni bir dönüşüme yol açtığı ölçüde değerlidirler.

Bu konuyla ilgili rastladığım birkaç ifadeyi de burada paylaşmak istedim.

Kendi alevlerinizde yanmaya hazır olmalısınız: Önce kül olmadan kendinizi nasıl yenileyebilirsiniz?”

-Irvin D. Yalom, Nietzsche Ağladığında

“Beni öldürmeyen acı güçlendirir.”

– Nietzsche

“Tevbe etmek demek ayağa kalkmak demek, her düşüşünde yeniden ayağa kalkmak”

-Dücane Cündioğlu

Reklamlar


Kategoriler:Denemeler, Din/Felsefe/Mitoloji, Her Şey

Etiketler:, , , , , , , , , , , , , , , ,

3 replies

  1. ~Sonunu bilemediğimiz şeylere “sonsuz” diyor olabilir miyiz hocam?

    ~”Sonsuzluk ” bir perde olabilir mi?

    ~küllerinden doğan anka,o eski anka mıdır?

    ~sonsuzluk denen şey yoksa biteviye kendini tekrar etmek midir?

    ~sonsuzluk, on bin milyon baloncuk mudur yoksa yutabilip de saymayı beceremediğimiz? …

    ~O’nsuz bir tane bile son yoktur. O,bütün sonları sonsuzluğu ile noktalar. yani sonsuzluk bir nokta mıdır?bir nokta ile başlayan mıdır? biten midir yoksa bir boşlukta?

    ~sonsuzluk bir amaç mıdır?

    sonsuz vs.

    Liked by 1 kişi

    • Sorular cevaplardan önemlidir bazen.

      Soruları bu yazıyı iki gün önce yazan “ben” mi, yoksa bugün okuyan “ben” mi cevaplamalı bilemedim. Bugün soruları soran “sen” de yarın bu cevabı okuduğunda o “sen” olamayacağına göre yeni bir karışıklılığa yol açmamak en iyisi galiba.

      “Ben” sadece bu anda var olan “ben” miyim, yoksa bugüne kadar her an ayrı bir “ben” olarak yaşamış benlerin bir toplamı olan bir “ben” miyim? Bugün var olan “ben” olarak sadece bugüne ait olsam da, her gün eklemlenerek gelişen kümülatif bir “ben” olsam da sonuç değişmeyecek ve yarın yine yeni bir “ben” olarak uyanacağım.

      Dün sorduğun soruları belki daha farklı yorumlayacak, yeni ve farklı anlamlar yükleyeceğim.

      Beğen

  2. ~eğer bugünkü ben,dünkü ben değilsem ;dünkü benden nasıl mesul olabilirim?

    ~bugünkü ben , dunkune gore her zaman daha mı ilerideyim?

    ~bütün benler, esas beni oluşturuyorsa ;şimdiki ben,önceki beni niçin tanıyamaz olur? hangi dal, ağacına yabancı ?

    ~ya meyve isem? ben dediğim,henüz ben olmayabilirim de. kirazin dalı kendini kiraz zanneder mi?

    ~sonsuzluk zannettiğim o ben, ben değilim belki de..belki de ben bir serâbımdır.

    ~herşeyden önce ben hala bende isem, bendeki beni hiç duyabilir miyim ki ;ben de küllerimden dogayim?…

    Liked by 1 kişi

%d blogcu bunu beğendi: