Siz Kahvenizi Nasıl İçerdiniz?

Kahve mi Fincan mı? Hangisi Daha Önemli?

coffee_cup
Bu sıralar internette sıkça dolaşan “YAŞAM KAHVE GİBİDİR” başlıklı bir video izledim. Aynı bölümden mezun olan ve iş yaşamında başarılı kariyerleri olan bir grubun, bir araya gelerek mezun oldukları üniversiteye, hocalarını ziyarete gitme hikayelerini anlatıyordu. Mezunlar, hocanın odasında toplandıktan kısa bir süre sonra, iş yaşamlarında ve özel hayatlarında yaşadıkları stresin fazlalığından konuşmaya başladıklarında, hocaları kahve ikram etmek istediğini söyler. Kahveleri hazırlamak için içeri girer. Bir süre sonra kahveleri getirdiğinde öğrencileri biraz şaşırır. Çünkü kahvelerden bazıları plastik veya cam bardakta, bazıları ise porselen ve kristal bardaktadır. Kahve almak için ayağa kalkanlar öncelikle kristal, porselen veya cam bardaklardakileri alırlar, sona kalanlara ise plastik bardaklar kalmıştır.

Tam bu sırada hocaları öğrencilerine, biraz önce yakındıkları konudaki teorisini açıklar; daha önemli konular dururken (metaforik olarak kahve ile temsil edilen), yüzeyel şeylerin (metaforik olarak bardaklarla temsil edilen) peşinde koştuklarını söyler. Daha spesifik olarak, para, kariyer ve makam peşinde koştuklarını, aslında, hayatta önemli olan şeylerin “anlamlı işler yapmak” ve “iyi ilişkiler kurmak” olduğunu belirtir.

Aslında amacımız iyi bir kahve içmek ise kahvenin nasıl bir bardak veya fincan içerisinde sunulduğunun çok farketmemesi gerekir. Aradhna Krishna’nın “Müşteri Algısı” isimli kitabında belirttiğine göre araştırmalar bunun tam tersini söylemektedir.

Aradhna’ya göre, kahve veya başka bir şey içtiğimizde, sadece tat duyumuzla değil, diğer tüm duyularımızla tadına varırırız. Tat duyusunun koku alma duyusu ile birlikteliği çok iyi bilinmektedir. Tek başına tat duyusu kaybı -tıp dilindeki adıyla “agüzi“- çok nadir görülen bir durumdur. Tat duyusunun kaybı genellikle koku duyusundaki kayıp -“anozmi“- ile ilişkilidir (örneğin koku duyusu olmayanların bir kısmı elma ve patatesin tadını ayıramadıklarını iddia etmektedirler). Aradhna tat alma duyusunda sadece kokunun değil diğer tüm duyuların rol aldığını söylemektedir; dokunma, ses, görüntü, kıvam (sertlik veya yumuşaklık), örneğin bir cipsi ısırırken çıkan ses ve ağızda parçalanma hissi, renk gibi öğerlerin hepsi lezzeti önemli ölçüde etkilemektedir.

Aradhna, tüm duyularımızın önemli olduğunu, çünkü tüm duyusal uyarıların sonuçta beyinde “orbifrontal korteks” olarak adlandırılan bölgede “birlikte” genel bir değerlendirmeden geçtiğini belirtmektedir. Başka bir ifadeyle lezzet algımızın hangi duyumuzla ne kadar etkilendiği konusunda bir yargıya varmamız mümkün gözükmüyor. Bu durum, pahalı veya daha gösterişli bir sunumla ikram edilen bir içeceğin, nörolojik düzeyde neden daha fazla haz oluşturduğunun bir açıklaması olabilir.

Bir fincan kahve içerken duyulan memnuniyeti maksimize etmek isteyen birinin bakış açısıyla şöyle bir soru sorulabilir: “Fincan gerçekten önemli midir?” Ya da daha genel bir ifadeyle “ambalaj farkeder mi?” Bir kitabın içeriğinden hoşlanmak için “kapak önemli midir?” Bir kişinin dış görünüşü arkadaşlık için yeterli midir?

Aradhna’ya göre sadece “Evet !” cevabı yankılanacaktır. Beyin, tüm duyusal girdileri birlikte değerlendirdiği için daha iyi sunulan bir şeyden daha fazla hoşnut olmamız normaldir ancak bu olayın sadece bir yönüdür. Dış görünüşün veya ambalajın neden etkili olduğu ile ilgili olarak “halo etkisi” olarak adlandırılan başka bir çalışma alanı daha vardır. “Halo etkisi”ne göre eğer bir şey duyularımız üzerinde hoş bir etki bırakırsa, diğer tüm pozitif özellikleri o şeye atfederiz. Böylece, örneğin, iyi görünümlü birinin daha zeki, daha yetenekli ve daha sıcak olduğunu ve bu yüzden daha çekici görünüme sahip birinin, görünüşü iyi olmayan birine göre daha fazla para kazandığı şeklinde bir algımız vardır. “Halo etkisi”, bazı sınırlamalarla birlikte, cansız uyarılar için de uyarlanabilir; örneğin bir alışveriş mekanını sırf iyi göründüğü veya hoş koktuğu için tercih edebiliriz.

Özetle, sunum önemlidir. Kahve içtiğimiz fincan önemlidir; kahvenin kendisi kadar olmasa bile, fincan, içtiğimiz kahveye ya değer katar ya da değer kaybettirir. Benzer şekilde kapağı iyi tasarlanmış bir kitabı ya da iyi tasarlanmış bir otel odasını daha fazla beğeniriz. Eğer beğenimiz sadece işin özüyle sınırlı değil onun detaylarıyla da ilişkili ise neden dış görünüşle ilgilenmeyelim. Başlangıçta verdiğim örnekteki gibi, mezun olan öğrenciler neden porselen bardaktan içmek istemesin ki?

Tahmin edebileceğiniz gibi, tehlike, detayları veya dış görünüme ait özellikleri aramada değil, onlara gereğinden fazla değer vermekte yatmaktadır. Tehlike, ambalaja üründen çok değer biçmek, kapağı kitaba, dış görünüşü kişiliğe tercih etmektir.

 

Yararlanılan Kaynaklar:

  • Raj Raghunathan, happysmarts.com
  • Aradhna Krishna, Customer Sense 
Reklamlar


Kategoriler:Denemeler, Her Şey

Etiketler:, , , ,

2 replies

  1. Hocam, diğer yazılarınız gibi çok ince ve güzel tespitlerle dolu bir deneme. Keyifle okudum, elinize sağlık.

    Liked by 1 kişi

  2. Hocam algıda seçicilik üzerine güzel bir yazı olmuş. Karşılıklı önermeler tam yerine oturmuş. Okurken insanı sıkmayan bir üslupla kaleme aldığınız için teşekkür ederim.

    Liked by 1 kişi

%d blogcu bunu beğendi: